Öylesine bir şeymiş gibi, gün devrildi uzaklarda, umursamaz, aldırmaz bir sıradanlıkla. Parçalandı güneş, bir yarısı denizde, öbür yarısı sonsuzluklarda. Gün devrildi uzaklarda, sessizliğe bir şimşek. Kubbelerden güvercinler fırladı gökyüzüne, kanat sesleri alacakaranlığa karıştı. Birden ışıkları patladı Cadde-i Kebir’in. İnsanlarda bir telâş. Son anda bir şeye yetişeceklermiş gibi, son [...]
Devamını oku...9. Mart 2010
Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti. Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın [...]
Devamını oku...4. Mart 2010
Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu. Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, [...]
Devamını oku...2. Mart 2010
“Bir ayna da, bazı bazı, bir tuz gölü gibi gözleri yakar.” Exupery Hüznü sonsuzmuş gibi hissettiren bir nağme sürüyor içimde. Bir türlü bitmeyen yollara mecbur bir yolcu için hasret öyle eski, öyle uzun bir takvim ki mesafelerinde kaybolmayacak gönül bulunmaz. O mesafelerde kaybolmayı ben seçmemiştim. Düze çıkmayı düşlerken, sineme aşılamayan kalelerin surları örülüyordu, farkında olamamıştım. O mesafelerin kalbimdeki derinliklerine [...]
Devamını oku...2. Mart 2010
Stres vardı ve de sıkıntı. Belki biraz da aşk. Genç yavaş yavaş çevirdi başını; Pencerenin önündeki, en öndeki sıraya doğru. Dalıyordu, neredeyse dalıyordu, zil çaldı… Sıradaki kalktı ve genç onun çıkışını izledi. Düşünüyordu, hem de çok düşünüyordu. Omzuna dokunan elle ürperdi. Arkadaşıydı, hatta en iyisiydi. Koridora çıktılar ve yürüdüler. Ağır ağır, tebeşir [...]
Devamını oku...1. Mart 2010
Birdenbire ayağa kalktı ve eliyle trenin penceresinden işaret ederek: -İşte, dedi, şu gördüğünüz küçük yol, şu iki ağaç arasında tepenin eteğini kıvrılan patika… Fevkalâde hiçbir tarafı yok değil mi? Hemen her yerde bol bol rastgelebileceğimiz alelade bir şey… Bununla beraber nereye gittiğini, nereden geldiğini bilmediğim, bir dönemeçte kaybolan tozlu parçasından başka hiç [...]
Devamını oku...1. Mart 2010
Oh, dedi Şükriye Hanım, ohh, kızım geliyor. Oh Allah’ım, hiç aklımda yoktu, taa yaz ortasını bulur artık, başka gelemez diyordum, oh ne iyi oldu, bayram seyranlar da bitti artık peş peşe, taş çatlasa mektebi koyup gelemez diyordum, geliyor işte, hey güzel Allah’ım, ne diye kapatıyorlar mektepleri böyle durup dururken, oh iyi oldu, çok şükür oh, [...]
Devamını oku...27. Şubat 2010
Onu ilk gördüğü anı unutamıyordu. Bir gazetede ‘ücretsiz teriyer verilecektir’ ilanını okuduğunda, hemen telefon etmiş, hayvanı görmek ve sahiplenmek istemişti. Bu hayvan sevgisini Can’a sevgili arkadaşı Meliha Yılmaz aşılamıştı. Oysa daha bir ay öncesine kadar Can’ında, canı kadar sevdiği bir teriyeri vardı. Daha iki aylıkken almış, üç yaşını henüz geçmişti [...]
Devamını oku...26. Şubat 2010
Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı. - Üşüdün, dedim. Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp oğaladım. - Neden böyle oldun, dedim. Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı. - Olurum bazı bazı böyle, dedi. - Bir yere girelim, dedim. - Girelim, dedi. Girelim ama [...]
Devamını oku...26. Şubat 2010
Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken [...]
Devamını oku...
9. Mart 2010
0 Yorum