<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayeni Yaz &#187; Sait Faik Abasıyanık</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeyaz.com/category/sait-faik-abasiyanik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeyaz.com</link>
	<description>Yaz hikayeni, ibret olsun; yaz hikayeni bir umut olsun.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 20:50:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yalnızlığın Yarattığı İnsan</title>
		<link>http://www.hikayeyaz.com/yalnizligin-yarattigi-insan.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yalnizligin-yarattigi-insan</link>
		<comments>http://www.hikayeyaz.com/yalnizligin-yarattigi-insan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 13:06:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[18 hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[fantezi hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye okuma]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye türleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye ve masal]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeoku]]></category>
		<category><![CDATA[ikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[kısa hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mimar sinan]]></category>
		<category><![CDATA[ödüllü hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü berk]]></category>
		<category><![CDATA[öykü okey]]></category>
		<category><![CDATA[öykü oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzun öyküler oku]]></category>
		<category><![CDATA[yunus emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında  soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.
- Üşüdün, dedim.
Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü  avuçlarıma alıp oğaladım.
- Neden böyle oldun, dedim.
Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.

- Olurum bazı bazı böyle, dedi.
- Bir yere girelim, dedim.
- Girelim, dedi. Girelim ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında  soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.</p>
<p>- Üşüdün, dedim.</p>
<p>Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü  avuçlarıma alıp oğaladım.</p>
<p>- Neden böyle oldun, dedim.</p>
<p>Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı.<br />
<img title="Daha fazla..." src="http://www.hikayeoku.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p>- Olurum bazı bazı böyle, dedi.<br />
- Bir yere girelim, dedim.<br />
- Girelim, dedi. Girelim ama içmeyelim artık.<br />
- İçelim, dedim.<br />
- Öleceksin be, dedi.<br />
- Öleceğim dedim.</p>
<p>Elimizdeki bardaklara baktık. Yüzü ne durgun, sessiz, esmerdi. Yine  soluktu ama canlıydı.</p>
<p>- Senin suratın bitkin, dedi.<br />
- Bitkin dedim.</p>
<p>Fıstık yedi, bira içti. Fıstık yedim, bira içtim. Kulağıma bir şeyler  öttü. Bayılacak gibi oldum. Dikkatle bana bakıyordu.</p>
<p>- Çok ihtiyarladın sen, dedi.<br />
- İhtiyarladım, dedim.</p>
<p>Saçlarıma baktı. Gözlerime baktı. Güldü.</p>
<p>- Boşver, dedim. Yahu, bakma!</p>
<p>Isınmış olacak yakası kürklü pardesüsünü çıkardı.</p>
<p>Pardesüsünün yakası kürklü, pardesüsünün yakası kürklü dedim içimden.  İçimden biri: &#8216;E ne olacak yani?&#8217; dedi. Ne olacak, ben de yaptıracağım  bir tane böyle.</p>
<p>- Seni bir daha göremeyecek miyim? Dedim.</p>
<p>Kızdı.</p>
<p>- O benim bileceğim şey, dedi.</p>
<p>İki gün sonra yirmi kişiye: &#8220;O benim bileceğim şey&#8221; ne mânaya gelir  diye sordum. Hiçbiri doğru dürüst bir mâna veremedi.</p>
<p>Daha iki gün geçmemişti. Biz hâla birahanede idik. Etrafımı  görmüyordum. Onu da görmüyordum. Havayı görür müyüz? Dalmıştım.</p>
<p>- Hadi kalk, gidelim, dedi.<br />
- Nereye? Dedim.<br />
- Maça, dedi.<br />
- Maça mı? Dedim. Bu vakit maç olur mu?<br />
- Avrupa&#8217;da gece maçları olur ya, dedi.<br />
- Burada olmuyor ki, demedim. Kalktık. Yokuşu indik. Bir yerde durduk. O  soyundu. Aşağıda merdiven başında yarı aydınlıkta oynayan futbolculara  karıştı. Sesler duydum. Düdükler duydum. Küfürler duydum. Etrafıma  baktım. Binlerce insan vardı.</p>
<p>Bir aralık yanıma geldi.</p>
<p>- Sen oynuyor musun? Dedim.<br />
- Kör müsün? Dedi.<br />
- E ben ne yapıyorum.<br />
- Sen de oynuyorsun, dedi.<br />
- Ben de mi oynuyorum. Ben ne oynuyorum?<br />
- Güldü. Dişlerini gördüm. Bir tanesi kenarından kırıktı.<br />
- Sen, dedi, seyirci oynuyorsun.<br />
- Ha, sâhi! Dedim.</p>
<p>Ben seyirci oynuyordum. Başladım tepinmeğe. El çırpmaya. Üşüyordum.  Paltomun yakasını kaldırdım. Onunki gibi koyun kürkü koyduracağım ben  de. Yanaklarımda bir kürk serinliği duydum.</p>
<p>Artık hareket etmedim. Seyirciler kayboldu. Futbolcular kayboldu.  Neden sonra yanıma geldi.</p>
<p>- Maç bitti, dedi.<br />
- İyi ya, dedim. Kim kazandı?<br />
- Ötekelir! Dedi.<br />
- İşte bu olmadı. Dedim.<br />
- Sen kim kazansın istiyorsun? Dedi.<br />
- Bizimkiler, dedim.<br />
- Bizimkiler kim<br />
- Siz.<br />
- Biz mi? Dedi. Bizim kazanmamızı mi istiyordun?<br />
- Öyle ya, tabii, dedim.<br />
- Neden? Dedi.<br />
- Öbür tarafta tanıdığım kimse yoktu ki?<br />
- Bizim tarafta var mıydı?<br />
- Sen vardın ya; dedim.<br />
- Budala dedi, ben de yoktum.<br />
- Ben seni gördüm, dedim.<br />
- Ne oynuyordum?<br />
- Bek!<br />
- Sâhi görmüşsün, dedi.<br />
- Birisi seni düşürdü, dedim.<br />
- Düşürdü, dedi.<br />
- Topallıyorsun, dedim.<br />
- Topallıyorum, dedi, sana ne?<br />
- Hiç , bana hiç, dedim.</p>
<p>İçim burkuldu.</p>
<p>Birdenbire kaybettim onu. Seslendim:</p>
<p>- Panco, Panco!</p>
<p>Hiçbir cevap alamadım.</p>
<p>Birisi karanlıkta adımı çağırdı.</p>
<p>- İshak, İshak, dedi.</p>
<p>Cevap vermedim. Ses, onun sesi değildi. Ama sonra belki arkadaşımdın  bir haber alırım diye:</p>
<p>- Ne var yahu? Dedim.<br />
- İshak, İshak, dedi yine ses.<br />
- Ne var yahu, ne var? Burdayım!<br />
- Yanıma yaklaşan ayak seslerini tanıdım! Dedi. Yanında üç tane genç  vardı. Biri kısa boylu, Ermeni suratlı idi. Ötekisi bir balıkçı ceketi  giymişti. Mânasız bir yüzü vardı. Üçüncüsü upuzun biri idi. Aralarında  kelimelerini binlerce kere duyduğum, mânalarını bilmediğim bir dil  konuşuyorlar, anlamıyordum.</p>
<p>Onlar önde, ben arkada bir yokuş çıktık. Caddeye vardık. Cadde  asfalttı. Işık içinde idi. Yerler ıslaktı. Yağmur kesilmişti.</p>
<p>- Yağmur yağmış, dedim kendi kendime.</p>
<p>Onları kaybetmiştim. Bir sinemanın gişesinde buldum. O kapıda  bekliyordu. Bir tanesi bilet alıyordu. Uzun boylu bir balıkçı ceketli  pis pis gülüyorlardı. O esmer, sakin, durgundu. Bana bakmadan benimle  ilgili gibi idi.</p>
<p>Kendimi göstermemeğe çalıştım. Ben de bir bilet aldım. Onlar ön  tarafta bir yere yerleşmişlerdi. Ben de kenarda ayakta durdum.</p>
<p>Onun karanlıkta sağa sola kıpırdandığını görüyordum. Önündeki adamla  beraber o da sağa sola dönüyordu. Bir ara iyice yerine yerleşti. Elini  yanağına dayadı. Seyre daldı. Sonra yine doğruldu. Başladı tırnaklarını  yemeğe. Kalabalığın içinde pardesülü, kırk yaşlarında bir adam:</p>
<p>- Yeme tırnağını, diye bağırdı.</p>
<p>Gülümsedi. Işıklar yanmıştı. Üç arkadaşı kaybolmuştu. Önündeki  tırnaklarını yeme diyen adam yanına geldi. Oturdu.</p>
<p>Bir şeyler konuştular, duymadım. Yakası kürklü eski arkadaşım  pardesüsünün kolundan bir kaşkol çıkararak boynuna sardı. Ben siyah  saçlarını görüyordum. Dönüp baktı. Beni tanımadı. Taşa, duvara bakmış  gibi idi.</p>
<p>- Benim, yahu, benim, ben, arkadaşın, ben İshak demek için ağzımı  açtım.<br />
Sinemanın ağır havası ciğerime su gibi doldu. Sustum. Kalktılar. Işıklı  çarşılardan geçtiler. Ben arkalarından mahzun baktım. Yapayalnız kalmış  gibi idim. Onunla konuşaraktan bir lokantaya girdim. Lokantanın sahibi  bir kadındı. Yanağında beni vardı. Halâ çocukluğunun genç kızı gibi idi.  Gülümseyerek selâm verdi. Yirmi sene evveline gidiverdim.</p>
<p>Çok hasta olduğum zaman, ateşim kırka yaklaştığı zaman ellerim büyür.  Dev gibi ellerim olur. Çoğunca çocukluğumda olmuştu.</p>
<p>- Ellerim büyüyor, derdim.</p>
<p>Büyükanam, yahut anam ellerimi soğumuş elleri içine alırlardı. &#8220;Yok  bir şey, yavrum yok bir şey! Bak benim elimde ellerin&#8221; derlerdi.  Sakinlerdim bir iki dakika. Yine büyürdü ellerim.</p>
<p>Ellerim büyürdü ellerim. Ellerim ne kadar büyürdü aman Yarabbi?  Sokağa çıktığım zaman soğuktan ellerim küçülüverdi. Caddelerde idim.  Binlere karşı birdim. On binlere karşı birdim.</p>
<p>- Panco, Panco diye haykırdım içimden.</p>
<p>Bir saate baktım. On bire çeyrek var. Caddeler tenha idi. Sinemalar  dağılmamıştı. Sarhoşlar bana çarpmadı. Aralarından yılan gibi geçtim.  Herkes Panco&#8217;ya benziyordu. Herkes maça gidiyordu. Pardesüsünün kürkünü  kaldırmış gencin arkasından koştum.</p>
<p>Yakasından tutmak geçti aklımdın. Maça gidelim, diyecektim.</p>
<p>Hayır, hayır, seni o Alman lokantasına götüreceğim. Bir patates  salatası yapıyorlar. Bir de spitzel yersin?</p>
<p>O pasajdaki birahaneye yine gitsem. O masaya otursam o masaya.  İnsanlar gelse otursa çift çift kadınlı erkekli. Ben tek başıma.  Milyonlar içinde tek başıma. Acı gitgide acıyor. Kavun acısı gibi, zehir  gibi bir acı. Kaybettikten sonra bulduğumuz şey. Nedir o bil? Nedir o  bil?</p>
<p>Kaybetmeden bulamadığımız bilemedin kaldır vur! Pencereden kim baktı.  Neden baktı? Kapa gözlerini kapa. Ellerin büyüyor mu? Yok büyümüyor.  Büyümüyor. Büyümüyor, büyümüyor, yaşasın. Ama acıyor, hayır acımıyor,  yalan söyleme. Yüreğinin üstünde bir şey varmış gibi değil mi? Yalan.  Mutlak bir yerde okudun. Yahut biri anlattı. Yahut aklında böyle kalmış.  Yüreğinin üstünde bir şey yok. Yalnızlık. Yalnızlık güzel. Güzel değil.  Kavun acısı. Kavun acısı da ne.</p>
<p>Sıcak sıcak börekler getirtti adamın biri. O olsa yerdi şimdi. Yemeği  nasıl yiyordu bilmiyorum. Pardesüsünün yakası koyun kürkündendi koyun.  Yanağında ufacı bir eski çıban izi vardı. Derisinin altından kan  akmazmış gibi donuk esmer bir rengi vardı. Saçları kara, gözleri kara  idi. Ne çıkar onlardan. Kara olmasalardı. Donuk esmer, altından kan  akmazmış gibi solgun ve hiddetli rengi severim başka. Başkasında bulsam  sevmem ki.</p>
<p>Yıldızlara baktım. Hani yıldızlar. Birahanede yıldız mı olur?  Yıldızlara baktım. Bir sinemaya daldım. Geçen gün koşa koşa caddeden  geçiyordu. Vakit beşe çeyrek vardı. Geç kalmıştı matineye. Koşa koşa o  sinemaya girdi. Ardından baktım kaldım. Giremedim. Aksilik ediyor.  Konuşmuyor. Hiç sesini çıkarmıyor. O zaman. O zaman buram buram buhar  çıkan bir yere girmiş gibi terliyorum. Sonra üstüme kar yağıyor kar.  Pıtır pıtır bir kar yağıyor. Tane tane bir kar. Aklım tabancalara  gidiyor. Bıçaklara bıçaklara. Sevmiyorum bıçakları. Tabancalar.  Beynimizde bir yerde küçük bir delik, etrafı siyah. Garip bir delik. Kan  hafifçe sızmış. Beyin tıkayıvermiş deliği. İrin gibi bir şey akmış.</p>
<p>Ona ne, ona ne bundan. Bu benim kafatasımdaki delik. Ona da mı  açmalı. Açmalı ya. Yalnızlıktan başka nasıl kurtulunur? Yalnız ölmek mi?  Hayır insanların içinde, milyonun içinde iki ölü. Üç ölü. Dört ölü, beş  ölü. Bırak ölüleri saymayı. Bu beşinci bira. Boş ver şu birahaneyi de.  Camın dışarısını da. O gelmeyecek ki. Ha! sinemadaydık sâhi. Uçan  daireden çıkan adam küçük bobinin elektrik fenerini aldı. Sokağa çıktı.  Çocuk da arkasından.</p>
<p>Uçan daireyi iki nöbetçi bekliyor. Uçan dairenin önündeki robot  dimdik.</p>
<p>O kürklü pardesüsünü çıkarmamıştı. Kürk hala serindi. O çıban izi  olan yanağını serinliğe dayamıştı. Kürkün dudakları öpüyordu. Onu.  İrkildi. Beni hatırlamıştı. Silkindi. Masanın üstünde alçıdan bir gemici  biblosu dururdu. Ben onu ta uzaktan bir Avrupa şehrinin bayram yerinden  kazanmıştım. Altına para kordum.</p>
<p>- Gemici paranı verdi mi?<br />
- Verdi, verdi. Eyvallah gemiciye.<br />
- Gemiciye eyvallah!</p>
<p>Yaz günleri o yanıma uzanınca rahat bir uykuya dalardım. Rüyamda  hiçbir şeyi görürdüm. Hiçbir şeyi. Hiçbir şey kadar güzel şey var mı?  Varsa ver bir lokma. Şu saatte. Hiçbir şey ölüm gibi güzeldir.</p>
<p>Öteki yıldızdan gelmiş adam taksiden atladı. Bütün ordu peşinde. Vur  emri var. Vurdular. Askerler etrafını aldılar.</p>
<p>Geç geldiği zaman deli olurdum. Merdivende ayak sesleri  yabancılaşınca kudururdum. Sonra birbenbire onun ayak sesleri, Kapıyı  açık bırakmış olurdum. Öteki seyyareden gelir gibi gelirdi. Gözlerinden  öperdim.</p>
<p>Çıkmalı. Buradan çıkmalı. Sinema bitti. Sokakların içinde sırtımda  talihim, sırtımda kendim, yürümeliyim. Mahalle içlerine gitmeliyim.  Evler görmeliyim. Gece yarılarından sonra hafif ışıklar yanan pencereler  görmeliyim. Molozların üzerine oturup bekçi gözükünceye kadar bu 2  numaralı evi gözden geçirmeliyim. Yukardaki balkonlarda saksılar var.  Yukarısı harap. Aşağısı harap. Ortası mükemmel. Hangi harapta oturuyor.  Işık yakmamalı. Ağır ağır bir koridordan geçiyordum.</p>
<p>- Hırsız var! Hırsız var!</p>
<p>Sokaklarda koşmalı. Koşmalı. Bekçiler, polisler, düdükler arkamda.  Hayır kimseler duymadı. Bir küçük odanın kapısın açıyordum. Orada harap  bir karyolanın içinde, bir ayağı dışarda. İki ayağı da dışarda. İki  ayağını yorganın içine sokuyorum. Derin bir nefes alıyor. Benden yana  dönüyor. Bakıyorum. Çıban izi öbür tarafta. Tuhaf, hiddetli soluk  yüzünde tatlı bir pembelik var. Kaşları ıslak ıslak. Dudakları kuru.</p>
<p>Kandil sönmek üzere. Meryem titriyor. Bu küçük karyoladaki kim?  Eğilip ona da bakıyorum. Kocaman kocaman gözü var. Hiddetli bir derisi  var. Bağıramıyor.</p>
<p>- Sus, sus diyorum.</p>
<p>Küçük kızın ağzını avucumla tıkıyorum. Çırpınıyorum.</p>
<p>- Gürültü etmezsen açarım avucumu, diyorum.</p>
<p>Kara gözlerini kapayıp açıyor. Avucumu ağzından çekiyorum. Sonra  gidip öteki karyolaya oturuyorum. O hâla uyuyor. Gözümle etrafı  arıyorum. Yakası kürklü pardesü orda. Giyiyorum. Bileklerim dışarda  kamburlaşmış dolanıyorum odada. Küçük kız bana bakıyor. Avucunu ağzına  kapayarak gülüyor. Molozların üstünden kalkıp yollara vuruyorum.  Caddelerde şimdi yalnız sarhoşlar, pezevenkler ve şunlar bunlar var.  Hepsi de hoş hoş adamlar. Hepsinin sırtında talihleri ve kendileri.  Yalnız yalnız. Bir karı ile yatarken bile yalnızlar. Bir açık yer  bulsam. Bir bira daha içsem. Yok, her yer kapanmış.</p>
<p>O hâla uyuyor. Kaşları ıslak ıslak. Nefesine yüzümü tutuyorum.  Başının altındaki iki yastıktan birini çekip alıyor, onun ayak ucuna  koyuyorum. Oraya da ben kıvrılıp yatıyorum. Ellerim büyüyor, büyüyor,  büyüyor, büyüyor, büyüyor.</p>
<p><strong>Sait Faik Abasıyanık</strong><br />
<em>okurgâh sitesinden alınmıştır</em></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/evdeki.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Evdeki</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/projektorcu.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Projektörcü</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/yarin-diye-bir-sey-yoktur.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Yarın Diye Bir Şey Yoktur</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/katina.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Katina</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/zerrinin-hikayesi.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Zerrin&#8217;in Hikayesi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeyaz.com/yalnizligin-yarattigi-insan.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Semaver</title>
		<link>http://www.hikayeyaz.com/semaver.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=semaver</link>
		<comments>http://www.hikayeyaz.com/semaver.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 14:24:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[fantezi hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[fantezi öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[klasik türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[öykülerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[semaver hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[semaver öykü]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[-Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.
Ali nihayet iş bulmuştu.Bir haftadır fabrikaya gidiyordu.Anası memnundu. Namazını kılmış,duasını yapmıştı.İçindeki Cenabı Hak&#8217;la beraber oğlunun odasına girince uzun boyu,geniş vücudu ve çok genç çehresi ile rüyasında makineler, elektrik pilleri,ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusu işiten oğlunu evvela uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-Sabah ezanı okundu. Kalk yavrum, işe geç kalacaksın.</p>
<p>Ali nihayet iş bulmuştu.Bir haftadır fabrikaya gidiyordu.Anası memnundu. Namazını kılmış,duasını yapmıştı.İçindeki Cenabı Hak&#8217;la beraber oğlunun odasına girince uzun boyu,geniş vücudu ve çok genç çehresi ile rüyasında makineler, elektrik pilleri,ampuller gören, makine yağları sürünen ve bir dizel motoru homurtusu işiten oğlunu evvela uyandırmaya kıyamadı. Ali işten çıkmış gibi terli ve pembe idi.</p>
<p>Halıcıoğlu&#8217;ndaki fabrikanın bacası kafasını kaldırmış,bir horoz vekarıyla sabaha, Kâğıthane sırtlarında beliren fecr-i kâzibe bakıyordu. Neredeyse ötecekti.</p>
<p>Ali nihayet uyandı.Anasını kucakladı.Her sabah yaptığı gibi yorganı kafasına büsbütün çekti.Anası yorgandan dışarıda kalan ayaklarını gıdıkladı.Yataktan bir hamlede fırlayan opluyla beraber tekrar yatağa düştükleri zaman bir genç kız kahkahasıyla gülen kadın mesut sayılabilirdi. Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler? Anasının çocuğundan, çocuğun anasından başka gelirleri var mıydı? Yemek odasına kucak kucağa geçtiler. Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver, ne güzel kaynardı! Ali semaveri,içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi. Ondan yanlız koku, buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.Sabahleyin Ali&#8217;nin bir semaver, bir de fabrikanın önünde bekleyen salep güğümü hoşuna giderdi. Sonra sesler. Halıcıoğlu&#8217;ndaki askeri mektebin borazanı, fabrikanın uzun ve bütün Haliç&#8217;i çınlatan düdüğü, onda arzular uyandırır; arzular söndürürdü. Demek ki, Ali&#8217;miz biraz şairce idi. Büyük değirmende bir elektrik amelesi için hassasiyet, Haliç&#8217;te büyük transatlantikler sokmaya benzerse de, biz, Ali, Mehmet, Hasan, biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.</p>
<p>Ali annesinin elini öptü. Sonra şekerli bir şey yemiş gibi dudaklarını yaladı. Annesi gülüyordu. O annesini her öpüşte, böyle bir defa yalanmayı âdet etmişti. Evin küçük bahçesindeki saksıların içinde fesleğenler vardı. Ali bir kaç fesleğen yaprağını parmaklarıyla ezerek avuçlarını koklaya koklaya uzaklaştı.</p>
<p>Sabah serin, Haliç sisli idi. Arkadaşlarını sandal iskelesinde buldu; hepsi de dinç delikanlılardı. Beş kişi Halıcıoğluna geçtiler.</p>
<p>Ali, bütün gün zevkle, hırsla, iştiyakla çalışacak. Fakat arkadaşlarından üstün görünmek istemeden. Onun için dürüst, gösterişsiz işliyecek. Yoksa işinin fiyakasını da öğrenmiştir.Onun ustası İstanbul&#8217;da bir tek elektrikçi idi.Bir Alman&#8217;dı.Ali&#8217;yi çok severdi.</p>
<p>İşinin dalaveresini, numarasını da öğretmişti.Kendi kadar usta ve becerikli olanlardan daha üstün görünmenin esrarı çeviklikte, acelede, aşağı yukarı sporda, yani gençlikte idi.</p>
<p>Akşama, arkadaşlarına yeni bir dost, yeni bir kafadar, ustalarına sağlam bir işçi kazandırdığına emin ve memnun evine döndü.Anasını kucakladıktan sonra karşı kahveye, arkadaşlarının yanına koştu. Bir pastra oynadılar. Bir heyecanlı tavla partisi seyretti. Sonra evinin yolunu tuttu. Anası yatsı namazını kılıyordu. Her zaman yaptığı gibi anacığının önüne çömeldi. Seccadenin üzerinde taklalar attı. Dilini çıkardı. Nihayet kadını güldürmeye muvaffak olduğu zaman, kadıncağız selam vermek üzere idi.</p>
<p>Anası:<br />
-Ali be, günah be yavrum, dedi. Günah yavrucuğum, yapma!<br />
Ali:<br />
-Allah affeder ana, dedi.<br />
Sonra saf, masum sordu:<br />
-Allah hiç gülmez mi?</p>
<p>Yemekten sonra Ali, bir Natpinkerton romanı okumaya daldı. Anası ona bir kazak örüyordu. Sonra yükün içinden lavanta çiçeği kokan şilteler serip yattılar.</p>
<p>Anası sabah namazı okunurken Ali&#8217;yi uyandırdı.<br />
Kızarmış ekmek kokan odada semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrikaya benzetirdi. Onda yanlız koku,buhar ve sabahın saadeti istihsal edilirdi.</p>
<p>Ali&#8217;nin annesine ölüm, bir misafir, bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi geldi.Sabahları oğlunun çayını, akşamları iki kap yemeğini hazırlaya hazırlaya akşamı ediyordu. Fakat yüreğinin kenarında bir sızı hissediyor; buruşuk ve tülbent kokan vücudunda akşamüstleri merdivenleri hızlı hızlı çıkarken bir kesiklik, bir ter, bir yumuşaklık duyuyordu.</p>
<p>Bir sabah, daha Ali uyanmadan, semaverin başında üzerine bir fenalık gelmiş; yakın sandalyeye çöküvermişti. Çöküş, o çöküş.<br />
Ali annesinin kendisini bu sabah niçin uyandırmadığına hayret etmekle beraber, uzun zaman vaktin geciktiğini anlayamamıştı. Fabrikanın düdüğü,camların içinden tizliğini, can koparıcılığını terk etmiş ve bir sünger içinden geçmiş gibi yumuşak, kulaklarına geldi.Fırladı. Yemek odasının kapısında durdu. Masaya elleri dayalı uyuklar vaziyetteki ölüyü seyretti. Onu uyuyor sanıyordu. Ağır ağır yürüdü. Omuzlarından tuttu. Dudaklarını soğumaya başlamış yanaklara sürdüğü zaman ürperdi.</p>
<p>Ölümün karşısında, ne yapsak, muvaffak olmuş bir aktörden farkımız olmayacak.O kadar, muvaffak olmuş bir aktör.<br />
Sarıldı.Onu kendi yatağına götürdü. Yorganı üstlerine çekti; soğumaya başlayan vücudu ısıtmaya çalıştı. Vücudunu, hayatiyetini bu soğuk insana aşılamaya uğraştı. Sonra, aciz, onu köşe minderinin üzerine attı.Bütün arzusuna rağmen o gün ağlayamadı. Gözleri yandı,yandı, bir damla yaş çıkarmadı. Aynaya baktı. En büyük kederinin karşısında, bir gece uykusuz kalmış insan çehresinden başka bir çehre almak kabil olmayacak mıydı?</p>
<p>Ali birdenbire zayıflamak, birdenbire saçlarını ağarmış görmek, birdenbire belinde müthiş bir ağrı ile iki kat oluvermek, hemen yüz yaşına girmiş kadar ihtiyarlamak istiyordu. Sonra ölüye baktı. Hiç de korkunç değildi.</p>
<p>Bilakis, çehresi eskisi kadar müşfik, eskisi kadar mülayimdi. Ölünün yarı kapalı gözlerini metin bir elle kapadı. Sokağa fırladı. Komşu ihtiyar hanıma haber verdi. Komşular koşa koşa eve geldiler. O fabrikaya yollandı. Yolda kayıkla giderken, ölüme alışmış gibi idi.</p>
<p>Yan yana, kucak kucağa, aynı yorganın içinde yatmışlardı. Ölüm, munis anasına girdiği gibi onun bütün hassasiyetini şefkatini, yumuşaklığını almıştı. Yalnız,biraz soğuktu. Ölüm, bildiğimiz kadar korkunç bir şey değildi. Yalnız biraz soğuktu o kadar&#8230;</p>
<p>Ali, günlerce evin boş odalarında gezindi. Gece ışık yakmadan oturdu. Geceyi dinledi. Anasını düşündü. Fakat ağlayamadı.<br />
Bir sabah yemek odasında karşı karşıya geldiler.O, yemek masasının muşambası üzerinde sakin ve parlaktı. Güneş, sarı pirinç maddenin üzerinde donakalmıştı.Onu kulplarından tutarak, gözlerinin göremeyeceği bir yere koydu. Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı. Ve o evde o, bir daha kaynamadı.</p>
<p>Bundan sonra Ali&#8217;nin hayatına bir salep güğümü girer.</p>
<p>Kış Haliç etrafında İstanbul&#8217;dakinden daha sert,daha sisli olur. Bozuk kaldırımların üzerinde buz tutmuş çamur parçalarını kırarak erkenden işe gidenler;mektep hocaları, celepler ve kasaplar fabrikanın önünde bir müddet dinlenirler, kocaman bir duvara sırtlarınıvererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi.</p>
<p>Yün eldivenlerin içinde saklı kıymettar elleri salep fincanını kucaklayan burunları nezleli, kafaları grevli, ıstıraplı pirinç bir semaver gibi tüten sarışın ameleler, mektep hocaları, celepler, kasaplar ve bazen fakir mektep talebeleri kocaman fabrika duvarına sırtlarını verirler, üstünde rüyalarının mabadi serpilmiş salepten yudum yudum içerlerdi.</p>
<p><strong>Sait Faik Abasıyanık</strong><br />
<em>Varlık (37), 15 Ocak 1935</em></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/aysenin-yazgisi.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Ayşe&#8217;nin Yazgısı</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/gunese-yazi-yazilmaz.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Güneşe Yazı Yazılmaz</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/maco.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Maço</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/arabalar-bes-kurus.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Arabalar Beş Kuruşa</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/ethem-babanin-ciftligi.htm" rel="bookmark" class="crp_title">ethem babanın çiftliği</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeyaz.com/semaver.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Projektörcü</title>
		<link>http://www.hikayeyaz.com/projektorcu.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=projektorcu</link>
		<comments>http://www.hikayeyaz.com/projektorcu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 14:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sait Faik Abasıyanık]]></category>
		<category><![CDATA[18 hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[fantezi hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye okuma]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye türleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye ve masal]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeoku]]></category>
		<category><![CDATA[kısa hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mimar sinan]]></category>
		<category><![CDATA[ödüllü hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[öykü berk]]></category>
		<category><![CDATA[öykü okey]]></category>
		<category><![CDATA[öykü okumak]]></category>
		<category><![CDATA[öykü örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[projektörcü]]></category>
		<category><![CDATA[projektörcü öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik öyküleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzun öyküler oku]]></category>
		<category><![CDATA[yunus emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[8:45 vapuru iskeleden kalktıktan sonra, uzak şimşekler yakınlaşmaya  başlamıştı. Anadolu sahili bir ara gözden kayboluverdi. Yağmur,  projektörün önünde, birtakım hendese-i musattaha şekilleriyle beyaz ve  keskin kaynaştı. Kanepede üstüne başına yağmur sıçrayan, uzak ve puslu  ışıkların yandığı evleri düşündüğü pek anlaşılan bir adam, yerinden bir  iskeleyi kaçırıyormuş gibi aceleyle kalktı. Projektörcünün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>8:45 vapuru iskeleden kalktıktan sonra, uzak şimşekler yakınlaşmaya  başlamıştı. Anadolu sahili bir ara gözden kayboluverdi. Yağmur,  projektörün önünde, birtakım hendese-i musattaha şekilleriyle beyaz ve  keskin kaynaştı. Kanepede üstüne başına yağmur sıçrayan, uzak ve puslu  ışıkların yandığı evleri düşündüğü pek anlaşılan bir adam, yerinden bir  iskeleyi kaçırıyormuş gibi aceleyle kalktı. Projektörcünün yanına doğru  ilerledi. Projektörcünün üstünde kolları boşta sarkan eski bir muşamba  vardı. Sırtı kamburlaşmıştı. Yanma sokulan adama başını çevirip baktı.  Yüzünü tekrar projektörün, şimdi yalnız birtakım münkesir, müstakim ve  muvazi hatlardan başka bir şey göstermeyen ışığına çevirdiği zaman,  kendisine laf söylenebilir bir adam yüzü görmüş zannettirecek bir halle:<br />
—Müthiş yağmur, dedi.<br />
Öteki:<br />
—Ben önümüzde bir şey göremiyorum&#8230; Ya siz?<br />
—Sis var, dedi. Yağmur da fazla, bir şey görünmüyor.<br />
—Kınalı daha uzak mı?<br />
—Yakın olmalı ama, bir şey göremiyoruz ki&#8230;<br />
<img title="Daha fazla..." src="http://www.hikayeoku.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><br />
Projektörü sağa sola çevirdi. Kendisi döne döne uzayan bir dumandan  başka bir şey görmüyordu. Yanındaki adam ise o hendesi şekilleri  seyrediyor; sonra denizin yırttığı dalgaların beyaz uçlarını görüyordu.<br />
—Devam etmez ama dedi projektörcü.<br />
—Bu havada iskeleye nasıl yanaşır?<br />
—Vapur mu? Yanaşır. Kaptan alışıktır. Hem biraz sonra ışıkları görünür.<br />
—Böyle devam ederse yine gözükür mü?<br />
—Yirmi beş metreden bir şeyler gözükür&#8230;<br />
—Ya! Görürüz demek. O halde mesele yok.<br />
—Yok canım! Korkacak bir şey yok. Ben şimşekten korkarım; Allah  esirgesin!</p>
<p>—Vapurun paratoneri yok mudur?</p>
<p>—Nesi?..<br />
—Şeyi canım!.. Şimşek çeken aleti?<br />
—Siperi saika mı? Bu vapurlarda yoktur o&#8230; Büyük yolcu vapurlarının  birkaçında olacak. Hepsinde yoktur ya!..<br />
Yağmur birdenbire hafiflemişti. Projektörcü:<br />
—Sağanakmış, geçti, dedi.<br />
Kınalı, bir mil uzakta, kocaman, hafif ışıklı bir böcek, bir devasa  böcek halinde yatıyordu. Projektörcünün yanındaki adam Kınalıada&#8217;yı gece  vakti niçin bir böceğe benzettiğinin sebebini aradı. Bir türlü  bulamadı. Balığa, ejderhaya, timsaha pekâlâ benzetilebilirdi. Çünkü bu  hayvanlar da suyun içinde yaşarlardı. Ama niçin gözüne soğuk ışıklı bir  böcek gibi gözüktü bu anda Kınalı, kim bilir?<br />
Adam paketini çıkarıp bir ağara yaktı. Bir tane de projektörcüye uzattı.<br />
Şimdi biraz daha samimi konuşuyorlardı:<br />
—Kaptan Müslüman. Çok mutaassıp adam. Yoksa şimdi ben, fenerimi tutardım  şu karşıki evin bir camına&#8230; Sana neler gösterirdim: Ne manzaralar!  Biraz daha yaklaşınca şu yukarıki ağaçlığın içine bir daldırdım mı  fenerimi, ne fistanlıların fistansız hallerini görürdün&#8230;<br />
Adam dimdik, cıgarası ağzında gülümsüyordu. Projektörcü ara sıra başını  çeviriyor, sözlerinin tesirine bakıyordu. Adam da onun yüzünü şimdi daha  iyi görüyordu. Ufacık kesilmiş, yalnız burnunun altında kalmış yumuşak  bir bıyığı vardı. Dili hafif bir Anadolu şivesine kaçıyordu.<br />
—Nerelisin?<br />
—Galiba İzmitli&#8217;yiz. Ama ben burada doğdum; Yenimahalle&#8217;de.<br />
—Boğaz&#8217;da?..<br />
—Evet&#8230; Siz nerelisiniz?<br />
—Ben mi? Şey&#8230; Ben&#8230; Ben Burgazlı&#8217;yım; yani orada otururum.<br />
—Sen bir akşam 8:45 vapuruna kal. Şayet kaptan bir başka kaptansa ben  sizin adanın çamlarından, sana öyle manzaralar bulup çıkaracağım ki,  parmağın ağzında kalacak. Ah Rum kızları! Yahu sizin ada cennettir be!..  Hem kim bilir yahu, benim fener seni bile yakalamıştır. Ha ne dersin?  Ha?..<br />
Şimdi ikisi de gülüyorlardı. Birden:<br />
—Vapur yolu kesti, dedi, iskeleye üç vapur arası kala kaptan makineyi  stop eder.<br />
—Peki nasıl gider gemi?<br />
—O hızla iskeleyi bulur işte. O hızla değil iskeleyi, vallah Burgaz&#8217;ın  yarı yolunu bulur; sen ne diyorsun?<br />
Yağmur, hafiften devam ediyordu. Fakat deminki sis dağılmıştı. Heybeli  ve Büyükada da uzakta, böcek hallerinden kurtulmuşlar; büyük ve bol  ışıklarıyla inilecek birer meçhul diyar kadar güzeldiler. İnmek&#8230;  Kalabalık sokaklarında elinden tutacak birini aramak&#8230;<br />
Kınalı&#8217;dan ayrılmışlardı. Konuşmuyorlardı. Uzun zaman bir şey  konuşmadılar. Projektörcü denizin ötesini berisini bir şey bulurum gibi  araştırıyor, ayaktaki adam artık hiçbir şey düşünmüyordu.<br />
Projektörcü birdenbire güldü ve başını salladı.<br />
Adam niçin güldüğünü sormak icap ettiğini anlamış, meraksız bir halde o  da gülerek:<br />
— Ne güldün? dedi.<br />
Aklıma bir şey geldi de&#8230;<br />
Yine güldü ve insana uzun gelen bir zaman içinde düşündü.<br />
—Benim küçüğü hatırladım, dedi.<br />
—Evlisin demek?<br />
—Elbette&#8230; İki çocuğum var. Büyüğü, oğlanı on beş yaşında.<br />
Adam, projektörcünün yüzüne tekrar dönüp hayretle baktı; yirmi beş  yaşlarında ancak gözüküyordu.<br />
Projektörcü yüzünü tekrar projektöre çevirdiği zaman memnun ve mesut bir  insan haliyle:<br />
— Yaş otuz dokuz, dedi. Oğlum on beş yaşında. Güldüğü¬mün sebebi şu  birader: Geçen gün eve gitmiştim. Hasan uyumuş. Beni haftada bir görür  ama pek sever. Anasına: &#8220;Beni uyandır, babam gelince,&#8221; demiş. Gittim,  ben uyandırdım. Hemen yatağın içinde oturdu. Anlat baba, dedi. Neyi  ulan? dedim. Hani o kocasını döven kadının hikâyesini&#8230; Ben de  anlattım: &#8220;Çevirdim feneri. Baktım kadın herifin pantolonunu sıyırmış,  kıçına kıçına vuruyor terliği, vuruyor terliği&#8230; Sonra efendime  söyleyeyim&#8230; falan derken baktım bizim oğlan yeniden oturduğu yerde  uyuyup kalmaz mı? Tabii ben böyle kısaca anlatmıyorum. Ballandıra  ballandıra. İskeleden nasıl kalktık. Çımacı ne diye bağırdı? Hava nasıl?  Projektör olmasa kaptan nasıl şaşırır falan&#8230; Ha işte aklıma o geldi  de ona güldüm. Hayır! Bu hafta anlatacak ona göre ne hikâye uydurayım  diye düşünüyorum da. Kerata, çok zeki şeydir. Mektepte hocaları  bayılırlardı. Bana hep söylediler. Okusun okusun diye. Ama biz fakir  insanlarız, nasıl okutalım beyim? Hem herkes okursa sanatı kim yapacak;  öyle mi ya? Yeter işte, ilk mektebi bitirdi. Orada marangoz yanına  verdik. Haftada dört beş lira alıyor. Az para mı? Ama hâlâ elinden kitap  düşmez. Hâlâ okur. O da benim gibi eski gazete tiryakisidir.<br />
Projektörcü bir hikâye bulacak gibi etrafı düşünceli düşünceli taramaya  başladı. Şimdi ayaktaki adam da projektörcünün oğluna hikâyeler  düşünüyordu. Buluyor; hiçbirini beğenmiyordu. Bir zaman dönüp  projektörcüye baktı. O bir Diyojen haliyle kambur, elinde fener, Atina  sokaklarında adam arıyor gibiydi.<br />
—İşte sizin adaya geldik.<br />
—Eyvallah hemşerim. Yolun açık olsun.<br />
—Güle güle beyim.<br />
Ertesi akşam sekiz kırk beş vapuru, yıldızlarla karanlık, içinde  olmayanların arzulayacakları, içindekilerin sessiz, sakin, yorgun, iyi,  tatlı fakat iç ezici şeyler düşündükleri bir âlem içinde giderken; dün  akşamki adam, oturduğu kanepeden yine bir iskelenin çıması alınıyormuş  ve o iskeleye inecekmiş gibi hızla kalktı. Eline; yanına bıraktığı bir  paketi alarak kıçtan başa doğru hızlı adımlarla ilerledi. Vapur  Kınalı&#8217;dan kalkalı on dakika olmuştu. Projektör hastahanenin burnunda  bir şeyler arıyordu. Yürüdü.<br />
—Merhaba hemşerim, dedi.<br />
—Ooo merhaba beyim&#8230; Bu akşam bizim yanımıza pek geç tenezzül ettiniz.<br />
—Estağfurullah&#8230; Seni keyifli görüyorum.<br />
—Yarın akşam izinliyiz de&#8230;<br />
—Ya?.. Hasan&#8217;a hikâye hazır mı?<br />
—Daha yok&#8230; Yok ama, uydururuz canım, kolay&#8230;<br />
—Hemşerim. Hasan için sana bir şeyler getiriyorum. Bir iki kitap falan.  Bunları çocuğa veri ver.<br />
—Oo ne zahmet ettiniz beyim! Ne zahmet!.. Mahcup ettiniz!..<br />
—Yok canım&#8230; Ne ehemmiyeti var. Ben de dün akşamdan beri Hasan&#8217;a  uyduracak hikâye düşünüyorum. Saatlerce düşündüm. Sabahleyin ilk vapurda  yine düşünüyordum. Ne dersin?.. Bu sefer benim hikâyemi anlatırsın&#8230;  Yağmurlu gecede bir adam geldi, dersin&#8230;<br />
—Orasını bana bırak&#8230;</p>
<p><strong>Sait Faik Abasıyanık</strong><br />
Yeni Mecmua, (15), ıı Ağustos 1939</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/bir-yol.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Bir Yol</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/yalnizligin-yarattigi-insan.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Yalnızlığın Yarattığı İnsan</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/arabalar-bes-kurus.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Arabalar Beş Kuruşa</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/kaybolan.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Kaybolan</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/babamin-sevgilisi.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Babamın Sevgilisi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeyaz.com/projektorcu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
