Tarık Buğra

Yarın Diye Bir Şey Yoktur

18. Şubat 2010

0 Yorum

Yarın Diye Bir Şey Yoktur

Kendimi hafifçe heyecanlı hissediyordum: Bir sürü sıgara içmiştim; son olsun diye bir tane daha yaktım. Bu biter bitmez yatağa girmeliydim: Yarın vücudum dinlenmiş, zihnim açık olmalıydı. Sıgarayı içerken Hâmid’den ve mesela bir Davalaciro diskuru veya Ankara’nın ünlü eleştirmecisinden, kendi diliyle yazılmış bir söyleşi okuyayım dedim; ama baktım ki heyecanım bütün anlayışsızlığımı [...]

Devamını oku...

Halit Ziya Uşaklıgil

Zerrin’in Hikayesi

18. Şubat 2010

0 Yorum

Zerrin’in Hikayesi

Evimize Meçhul bir yerden gelmişti. İlk önce bahçe kapılarında, pencere kenarlarında kuyruğunu kaldırarak, sırtını kamburlaştırarak, minimini başının zarif toslarıyle duvarlara sürünerek, evden bir kabul lütfubekleyen, biraz daha müşevvik iltifata ihtiyaç gösteren bir istirham hali vardı. Ev halkı ona pek mültefit görünmedi, ben de hayatımda birçok kedi dostlar bulunmasına rağmen, evvelâ, gelip [...]

Devamını oku...

Ayfer Tunç

Mikail’in Kalbi Durdu

18. Şubat 2010

0 Yorum

Mikail’in Kalbi Durdu

Mikail’in kalbi durdu. Soğuk ve yorgun bir hesaplaşma gecesinin sonunda, bakımsızlıktan eksilmiş dişleri bir türlü tamamlanamayan iki küçük çocuğunun ve dudaklarından kahırlı beddualar dökülen karısının hazin bir sessizlik ve fakirlik içinde oturdukları,duvarlarından acı sular sızan evinde; ağladığını değil, yenilmişliğin acısıyla ağladığını saklamaya çalışırken, ansızın kalbi durdu. Onun kalbinin durduğu anı ben [...]

Devamını oku...

Aka Gündüz

Ukkaş Bin Mansur

18. Şubat 2010

0 Yorum

Ukkaş Bin Mansur

Trablus’un en fakir ve ailesi en kesîr devecisi idi. Bir tek heciniyle on seneden beri kiracılık eder ve evini beslemeye çalışırdı. Sürek haricinde, hurmalığa giderken iki odalı bir çardağı vardı ki dokuz kişi oraya sığınırlar ve yaşadıklarını zannederlerdi. Akşam vakti idi. Cihan ile bir gün hemhâl olan güneş, uzakta, kumlar ve kayaların [...]

Devamını oku...

Yusuf Atılgan

Evdeki

17. Şubat 2010

0 Yorum

Evdeki

Bugün karşı arsaya yığılı kalasları kaldırdılar. Kocaman kamyonlar onca kalası iki saat içinde aldı gitti. Hiç ayrılmadım pencereden. Annem bir iki kere “ne oturuyorsun, ortalık süpürülecek” dedi: aldırmadım. On yıl önceki arsayı düşündüm durdum. Okul dönüşü bu pencereden top oynayan çocuklara bakardım. “Kız, koca mı arıyorsun orada?” derdi annem, utanırdım. [...]

Devamını oku...

Mehmet Emin Arı

Kırmızıyı Gören Adam

15. Şubat 2010

0 Yorum

Kırmızıyı Gören Adam

Yeah, you bleed just to know you are alive (Ah! Yaşadığın bilmek için kanatıyorsun kendini) Goo Goo Dolls-Iris Çalar saatin huzursuz sesi ile gözünü açtı [...]

Devamını oku...

Mehmet Emin Arı

İtalyan Usulü Boşanma

15. Şubat 2010

0 Yorum

İtalyan Usulü Boşanma

Karısını öldürmek istiyordu. Bu fikrin nasıl oldu da birdenbire aklına geldiğini tam hatırlamıyordu. Arkadaşlarıyla birlikte erkek erkeğe rakı içerken birinin şaka yollu İtalyan usulü boşanmadan bahsettiği zaman mı aklına gelmişti? Saf saf İtalyan usulü boşanmanın ne olduğunu sormuştu. Üniversiteden beri pek kitap okumazdı. Kitap okumayı pek sevmeyen mühendislerdendi işte. “İtalyanların hepsi Katolik [...]

Devamını oku...

Mehmet Emin Arı

Tutkulu Aşk…

15. Şubat 2010

0 Yorum

Tutkulu Aşk…

Onu ilk defa şehirdeki büyük mağazalardan birinin spor reyonunda görmüştüm ve görür görmez deyim yerindeyse tam anlamıyla çarpılmıştım. Öylesine etrafıma bakınıp geziniyordum, hani bonusgiller gibi bir şey tüketme sevdamda yoktu. Yarım saat sonrasına bir randevum vardı ve ben vakit öldürmek için biraz da klimasından akan serinlik nedeniyle büyük mağazada aylak aylak dolaşıyordum. Şehir insanının eğlencesi işte. Ve [...]

Devamını oku...

Oya Baydar

Oymalı Sandıkta Vurulan Çocuk

15. Şubat 2010

0 Yorum

Oymalı Sandıkta Vurulan Çocuk

Yumuşak basamaklı kaldırımların ufak tefek taşlarının üstünden atlaya atlaya kaleye tırmanır yokuş. İki yakalı çarşının bittiği yerde, hani suyu akmayan çeşme vardır ya, tam orada, gecekondu mahallelerine doğru üç koldan uzanır. Turistik kilimlerin renklerinin yoksul gelinlerin çeyiz düşlerine karıştığı dükkanlarda, pembe atlas yorganlar, dumanı gelmeyen süslü nargilelerle, tespihlerle, tavlalarla iç içe… Oymalı tahta sandıkların kapağını açtın [...]

Devamını oku...

Nalan Barbarosoğlu

Boşlukta Dans

15. Şubat 2010

0 Yorum

Boşlukta Dans

Hadi ver o bıçağı bana… Ver, dedim sana! Sanki aramızda yüzyıllar var; sanki bu anı birlikte yaşamıyoruz. Bu ana, ayrı ayrı zaman ve uzam parçalarından gelmişiz de, bize ait olmayan rastlantısal bir zaman-uzam birlikteliğine üstten bakanlar gibiyiz. - O kadar istiyorsan, gel sen al! Evlerine tıkılmış, televizyon karşısında sıkılmışlığından hoşnut insanlarla alay edercesine dolunay ışığında aydınlanırken balkonlar ve [...]

Devamını oku...