Refik Halid Karay

Ayşe’nin Yazgısı

15. Şubat 2010

0 Yorum

Ayşe’nin Yazgısı

Anası, Antikacıların evini oğmak için gittikten sonra yalnız kalan Ayşe bahçedeki çıkrıklı kuyudan çektiği suyu sabahtan beri ocağın üstünde duran kazana döktü ve patiska entarisinin eteklerini kuşağına sıkıştırıp çömeldi; sepetteki çamaşırları çitilemeye başladı. Ana kız “Abdinin köşkü” denilen bu yıkık, korkunç, yalnız kovukta bekçi gibi oturuyorlardı. Bundan kırk sene önce, kimbilir nasıl bir eğlence fikrine hizmet [...]

Devamını oku...

Yaman Kayıhan

Sakal

15. Şubat 2010

0 Yorum

Sakal

Neredeyse 13 yaşımdan beri sakallarımı traş ederim. Başlangıçta ne sıklıkla traş olduğumu artık pek hatırlayamıyorum, ama okulda öğretmenlerin filan zaman zaman da olsa bana hafifçe de olsa gözüken sakallarım nedeniyle bir şeyler söylediklerini hatırlar gibiyim. Demek ki en azından başlangıçta çok sık traş olmadığım ortada. Çok uzundur ise hemen her [...]

Devamını oku...

Yaman Kayıhan

Leonidov

15. Şubat 2010

0 Yorum

Leonidov

Kahramanımızın adı Leonidov. Neden bu tiplemelere ‘kahraman’ veya ‘anti-kahraman’ denir pek anlamı yok galiba, ama bu sefer bizimkinin adı Leonidov işte. Tabii Leonidov olmasının çok fazla bir önemi yok. Belki de biraz anlamlıdır bu isim, neyse .. Hani ‘düşman ayağa bakar’ veya ‘tepeden tırnağa’ gibilerden deyimler vardır ya, ister istemez [...]

Devamını oku...

Ayşe Korkmaz

Feridun Bey Kompleksi

15. Şubat 2010

0 Yorum

Feridun Bey Kompleksi

Adını ilk kez, memuriyet hayatına başladığım gün duydum. Dairedeki arkadaşlar, aralarında para toplayıp şık bir dolma kalem almışlar. İçlerinden biri: “Bizden sana küçük bir hoş geldin hediyesi” dedi. Bir başkası gülerek, “Ve Feridun Bey’den…” diye ekledi. Feridun Bey’in kim olduğunu sormadım. O gün hasta olduğu için gelememiş bir hizmetli, bir memur, ya da üst düzey [...]

Devamını oku...

Hikmet Temel Akarsu

Tarih Siliciler Arasında

15. Şubat 2010

0 Yorum

Tarih Siliciler Arasında

“Geçmişi bilmeden, geleceği düşünemezsin,” dedi bodur ve yaşlı rahip. Tümcesini yarım bırakmış gibi sustu. Yutkunması ve sözlerine devam etmesi sanki yüzyıllar sürdü. Ama sonunda konuştu: “O yüzden sen geleceği düşünemeyeceksin, çünkü geçmişi asla bilemeyeceksin!” Ve dondu kaldı bakışları bir akşam alacasında mor bulutların üstünde. Yani ben bunca yolu boşuna mı tepmiştim? Geçmişi asla bilemeyeceğimi ve o yüzden [...]

Devamını oku...

Hikmet Temel Akarsu

Bir Gotik Öykü: İnhitat

15. Şubat 2010

0 Yorum

Bir Gotik Öykü: İnhitat

Karanlık gecede ordugâh alesta. Güm güm katapultlar vuruyor, kör kör düşmana taciz atışları yapılıyor. Davullar inliyor, taşlar çalınıyor, iki fersah ötede konaklamış barbar ordusunun maneviyatı kırılmaya çalışılıyor. Dev ateşler yakılıyor, erler nöbetleşe, grizu alevine daldırılmış oklarını barbar ordugâhına yağdırıyor. Yıldırma, taciz ve ikmal yollarını kesme, huzursuz etme maksadıyla düşmana [...]

Devamını oku...

Mehmet Güler

Gar

15. Şubat 2010

0 Yorum

Gar

Gavsi, Gülbeyaz adındaki nişanlısını yıllar önce Almanya’ya çalışmak üzere göndermişti. Sözde, nişanlısı kısa sürede dönecek, kendisini de alıp oraya götürecekti. Para kazanacaklar, bir yığın çocukları olacaktı. Ne nişanlısı dönmüş, ne de kendisi gidebilmişti. Ama Gavsi bir gün olsun ayrılmamıştı gardan. Gülbeyaz’ın aynı istasyona dönüp geleceği, onu alıp Almanya’ya götüreceği, orada evlenecekleri konusundaki [...]

Devamını oku...

Mehmet Güler

Katina

15. Şubat 2010

0 Yorum

Katina

-miş’li geçmiş zamanın daha yaşlı olduğu bilinir. Sahi -di’li geçmiş zaman, ne kadar süre sonra -miş’li geçmiş zamana dönüşür? Aradan geçen bunca zamana bakarak, her şey -miş’li, -muş’lu anlatılabilir diye düşünmeye başlamıştım. Ama geçip giden şeyler o kadar canlı ki. Onları -miş’li geçmiş zamanda anlatırsam yanlış yapacakmışım gibi bir duygu içindeyim. Anlatan öyle anlatsın. Ben, yaşlı öykümü -di’li geçmiş zamanlı [...]

Devamını oku...

Umut Taydaş

Bir odada…Yalnız:

13. Şubat 2010

0 Yorum

Bir odada…Yalnız:

“bukowski’ye…” kafamda bin bir düşünce, bin bir tilki, bin bir ölüm. uyuyamıyorum, bu kesin zaten, son günlerde bundan çok bahsettim. bu defa mevzu uyuyamamam değil de uyumaya çalıştığımda karşılaştığım enteresan bir durum. uyuyup uyumadığımı bilmiyorum, yaşadıklarım gerçek mi, zahir mi, onu da ama başıma gelenler bir hayli garip. aslında uyuyor olmam lazım, ama bu mendebur oda [...]

Devamını oku...

Armağan Altay

Pintihar (Son ya da Bitmeyiş)

12. Şubat 2010

0 Yorum

Pintihar (Son ya da Bitmeyiş)

“Canım yanıyor ama önemli değil!” Hiçbir şey istemiyorum. Varoluş sebebimiz de bir istek değil mi? Nedir peki? Uğrunda mistisizme kafa patlattığımız, soru sorma güdüsü olan felsefeye dalıp dalıp çıktığımızı sandığımız bu gaye, bu oluş, bu kılış nedir? Cevap yok, değil mi? Çünkü insan aklı ermez. O aklın erdiği yerlerde de sadece yalanlar, [...]

Devamını oku...