
Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu. Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, [...]
Continue reading...Pazartesi, Şubat 15, 2010
Onu ilk defa şehirdeki büyük mağazalardan birinin spor reyonunda görmüştüm ve görür görmez deyim yerindeyse tam anlamıyla çarpılmıştım. Öylesine etrafıma bakınıp geziniyordum, hani bonusgiller gibi bir şey tüketme sevdamda yoktu. Yarım saat sonrasına bir randevum vardı ve ben vakit öldürmek için biraz da klimasından akan serinlik nedeniyle büyük mağazada aylak aylak dolaşıyordum. Şehir insanının eğlencesi işte. Ve [...]
Continue reading...Pazartesi, Şubat 15, 2010
Hadi ver o bıçağı bana… Ver, dedim sana! Sanki aramızda yüzyıllar var; sanki bu anı birlikte yaşamıyoruz. Bu ana, ayrı ayrı zaman ve uzam parçalarından gelmişiz de, bize ait olmayan rastlantısal bir zaman-uzam birlikteliğine üstten bakanlar gibiyiz. - O kadar istiyorsan, gel sen al! Evlerine tıkılmış, televizyon karşısında sıkılmışlığından hoşnut insanlarla alay edercesine dolunay ışığında aydınlanırken balkonlar ve [...]
Continue reading...Cuma, Şubat 12, 2010
“Geldiğimden beri iki laf etmedin” der, Saime. Feridun masanın kenarındaki sandalyeye oturmuş, dirsekleri masaya dayalı, elindeki gazeteyi bükerek, “Etmedik!” diye düzeltip, sinirlenir. Saime, neden böyle olduğunu anlamamış gibi bakınca, “Çünkü” der, Feridun, “başından beri, en başından beri uzağız birbirimize.” Saime cam kenarındaki sedirde her an kalkabilirmiş gibi eğreti otururken, başını eğer, yirmisine gelmektedir, sıkılır, [...]
Continue reading...Cuma, Şubat 12, 2010
Yine o ince sızı yüreğine saplandı. Bu hafta kaçıncı daralma anıydı? Sevmekten mi yorgun düşmüştü yüreği yoksa yalancı baharların ağırlığı mıydı bu… Nedenler niçinler ile uğraşacak ne vakti vardı ne gücü. Sahile inip bir fincan kahve içmek istedi. Yerinden kalkacak gücü yoktu. Hafifçe inledi. Bir pencere kenarında umarsız bir öğle sonrasında, yabancılaşmış, yaşamayı unutmuş gibi öylece [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
Sabahın fersiz ışığı griye boyamış sokakları. Şöyle güzel, pırıltılı bir güneş olsa, sokaklar pembe-sarı görünse! Kaldırım kenarında üç dört kedi dedikodu yapıyor. Tüh! El arabası: gıcııır, gırç!.. Kaçıştılar her biri bir yana. Tam da en heyecanlı yerindeyken! Şişman hanım balkondan çarşaf silkeliyor. Göz ucuyla bu yana bakıyor. Doğru. Ne ayıp! Aylardır [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
Doğa okuldan gelir gelmez yemeğini yedi. Dişlerini fırçaladı. Hemen Çınarın tepesindeki ağaç evine çıkıp orada Toprak Kız ile Gök Oğlanın maceralarını okumaya başladı. Toprak Kız ile Gök Oğlan mutlu yaşamışlar. Yıllar sonra çok güzel bir kızları olmuş. Ona Bahar adını vermişler. Bahar’ın gözleri bal rengiydi. Güldüğünde gözlerinde papatyalar açardı. Sarı saçları küçük elmas omuzlarından dalga dalga [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
İlkin kara bir yel esti günlerce. Hafifi önüne kattı, güçsüzü yere yıktı. Ardından ince, sonra kalın yolları sildi kar, bir bir. Karadağ’ın sivri doruğu düzleşince de, kurtlara yol göründü, Meçmenbahir köyüne doğru… Bedrana dizlerini örten yorganı kaldırdı. Tandır ateşini eşeledi. Yorgundu ateş. “Ben yatacağım,” dedi. Naif başını kaldırdı. Bir süre baktı karısına. Konuştuğunda dudakları titredi nedense. “Tandıra ataş bas,” [...]
Continue reading...Pazartesi, Şubat 8, 2010
Trafik ilerlemedikçe Metin bey boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu. Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri [...]
Continue reading...Cumartesi, Şubat 6, 2010
Tam karşıda koca bir ağaç var. Ne ağacı olduğunu bilmiyorum, merak da etmiyorum doğrusu. Muhtemelen dedemden bile yaşlı ama heyecanını yitirmemiş bir çocuk gibi bıkmadan yapraklarını değiştirip duruyor yıllardır. Ne zaman kesilip, kapladığı alana beş katlı bir apartman dikilecek sorumun cevabını ise çok merak ediyorum gerçekten. Ağacın, ağaçlığının beni ilgilendiren kısmı [...]
Continue reading...
Perşembe, Mart 4, 2010
0 Yorum