
“…hasktir saat daha 10 buçuk. vakit geçmiyor lan. canım benim, beni ne kadar seviyorsa, şu şartlarda ve namüsait bir vaziyette olmasına rağmen yarın geliyor. böyle de beklemekle geçmez ki zaman. en iyisi kafayı vurup yatmak, uyuyabilirsem ne ala. ‘o an bütün kalbim doluydu; geçmiş bazı anılar ruhumun yüzüne çıkmak istiyordu, gözlerim yaşlanıyordu.‘ lan göthe, seni de [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 18, 2010
ziyadesiyle kişiler “kendilerine gelinmesini” pek sever, önemserler. gerçekten de önemli bir ihsas, değerli bir hissiyat, memnun edici bir oluştur bir insan için “kendisine gelinmesi”. kişi kendini aziz hisseder, kendisine kıymet verildiğini düşünür. hele hele “misafir seven” bir kişisyse söz konusu, memnuniyetin ve doğal olarak egonun eriştiği hazzın daha yoğunlaşması mümkündür. peki “beni seven bana gelsin” doğru [...]
Continue reading...Cumartesi, Şubat 13, 2010
“bukowski’ye…” kafamda bin bir düşünce, bin bir tilki, bin bir ölüm. uyuyamıyorum, bu kesin zaten, son günlerde bundan çok bahsettim. bu defa mevzu uyuyamamam değil de uyumaya çalıştığımda karşılaştığım enteresan bir durum. uyuyup uyumadığımı bilmiyorum, yaşadıklarım gerçek mi, zahir mi, onu da ama başıma gelenler bir hayli garip. aslında uyuyor olmam lazım, ama bu mendebur oda [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
Sabahın fersiz ışığı griye boyamış sokakları. Şöyle güzel, pırıltılı bir güneş olsa, sokaklar pembe-sarı görünse! Kaldırım kenarında üç dört kedi dedikodu yapıyor. Tüh! El arabası: gıcııır, gırç!.. Kaçıştılar her biri bir yana. Tam da en heyecanlı yerindeyken! Şişman hanım balkondan çarşaf silkeliyor. Göz ucuyla bu yana bakıyor. Doğru. Ne ayıp! Aylardır [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
İlkin kara bir yel esti günlerce. Hafifi önüne kattı, güçsüzü yere yıktı. Ardından ince, sonra kalın yolları sildi kar, bir bir. Karadağ’ın sivri doruğu düzleşince de, kurtlara yol göründü, Meçmenbahir köyüne doğru… Bedrana dizlerini örten yorganı kaldırdı. Tandır ateşini eşeledi. Yorgundu ateş. “Ben yatacağım,” dedi. Naif başını kaldırdı. Bir süre baktı karısına. Konuştuğunda dudakları titredi nedense. “Tandıra ataş bas,” [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağbaşı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan üç hikayeciydik. İstasyon binasına bitişik yanyana üç kulübemiz vardı. Ben, genç yahudi, bir de genç kadın. Seyyar hikaye satıcılığı yapıyorduk. İşimiz pek parlak sayılmazdı; çünkü istasyonumuza tren çok seyrek uğruyordu. Ayrıca, yalnız posta trenlerinin geldiği günler iyi iş yaptığımız söylenemezdi. Öğleden sonra gelen posta [...]
Continue reading...Çarşamba, Şubat 10, 2010
Doğa düz siyah saçlı, zeytin gözlü, uzun yüzlü sevimli bir kız çocuğuydu. Bakışları büyümüş de küçülmüş cinstendi. Sabahları kahvaltısını yapar, dişlerini fırçalar okulun yolunu tutardı. Okulu yakın olduğu için yürüyerek giderdi. Yol boyunca bakkal Ali amcaya, manav Mehmet abiye, Simitçi Ayşe teyzeye günaydın der neşe içinde okula girerdi. Öğleden sonraları eve döndüğünde masada öğlen yemeği onu [...]
Continue reading...Salı, Şubat 9, 2010
“Biliyor musun Selma Abla şu yataklardan bir tane almak isterdim. Hiç terletmezmiş diye yazıyor etiketlerde.” Yatağı ters yüz ederken böyle diyordu genç kadın. Kızgın ütüyü basarken görenlerin otuz yaşlarında sanacağı kestane saçlı, solgun yüzlü kızın gözlerinin derinliklerinde çakmak çakmaktı o, on altılı yaşların kıvılcımları. “Yatak içinde yatana göre değişir Güldünya. Sen [...]
Continue reading...Salı, Şubat 9, 2010
Cumhuriyet öncesi her hangi bir okul olmadığı gibi, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra da Merkez Ortaköy ve çevresinde “yeni yazıyla” öğretim yapan bir okul yoktu. Oğlunu “okutmayı” aklına koydu Topal Bayram. Cumhuriyet yönetimi ve okuma yazmanın önemini kavramıştı. “Hele bir büyüsün” dedi. Ankara Çubuk ilçesinde nal-mıh, urgan-bez satardı. Bir ev tutacak, oğlunu yanına [...]
Continue reading...Pazartesi, Şubat 8, 2010
Trafik ilerlemedikçe Metin bey boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu. Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri [...]
Continue reading...
Cuma, Şubat 19, 2010
0 Yorum