<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayeni Yaz &#187; gergin hikayeler</title>
	<atom:link href="http://www.hikayeyaz.com/tag/gergin-hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hikayeyaz.com</link>
	<description>Yaz hikayeni, ibret olsun; yaz hikayeni bir umut olsun.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Aug 2010 20:50:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Beni Seven Bana Gelsin ya da Ben Kendimden Gideyim</title>
		<link>http://www.hikayeyaz.com/beni-seven-bana-gelsin-ya-da-ben-kendimden-gideyim.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=beni-seven-bana-gelsin-ya-da-ben-kendimden-gideyim</link>
		<comments>http://www.hikayeyaz.com/beni-seven-bana-gelsin-ya-da-ben-kendimden-gideyim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 15:04:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Umut Taydaş]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gergin hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[otobiyografik hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[umut taydaş hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[umut taydaş hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[ziyadesiyle kişiler &#8220;kendilerine gelinmesini&#8221; pek sever, önemserler. gerçekten de önemli bir ihsas, değerli bir hissiyat, memnun edici bir oluştur bir insan için &#8220;kendisine gelinmesi&#8221;.  kişi kendini aziz hisseder, kendisine kıymet verildiğini düşünür. hele hele &#8220;misafir seven&#8221; bir kişisyse söz konusu, memnuniyetin ve doğal olarak egonun eriştiği hazzın daha yoğunlaşması mümkündür.
peki &#8220;beni seven bana gelsin&#8221; doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ziyadesiyle kişiler &#8220;kendilerine gelinmesini&#8221; pek sever, önemserler. gerçekten de önemli bir ihsas, değerli bir hissiyat, memnun edici bir oluştur bir insan için &#8220;kendisine gelinmesi&#8221;.  kişi kendini aziz hisseder, kendisine kıymet verildiğini düşünür. hele hele &#8220;misafir seven&#8221; bir kişisyse söz konusu, memnuniyetin ve doğal olarak egonun eriştiği hazzın daha yoğunlaşması mümkündür.</p>
<p>peki &#8220;beni seven bana gelsin&#8221; doğru bir arzu ve bekleyiş midir? eğer herkes kendisine gelinmesini isterse, kimse kimseye yaklaşamaz gibi olur sonra. bunun böyle olmaması için, birilerinin kendilerinden vazgeçip, egolarını ve &#8220;kendilerine gelinmesi&#8221; dolayısıyla erişecekleri hazzı bir yana bırakıp, sevdiklerine gitmeleri gerekli.</p>
<p>kendinden vazgeçip sevdiklerine gitmek mi, oturup sevenlerinin gelmesini beklemek mi asıl saadet, olgun olanın seçeceği, onguna eriştiren hangisi?</p>
<p>derken kapı çaldı:</p>
<p>kapıyı çalan tomturbaz&#8217;dı ve acele etmeme gerek yoktu. yataktan zeybek ağırlığında kalktım. sabahın 9&#8242;u daha bitmeden, evde olduğumu tahmin ederek eve gelebilecek, kapıyı çalacak, benim &#8220;karşılamayı bilmez&#8221;liğimle sabahın 9&#8242;u bitmeden baş etmeyi göze alabilecek ve maalesef beni merak edip, belki özleyip, kapıma dayanabilecek tek insan tomturbaz&#8217;dı. bu günleri de görebileceğimi hiç tahmin etmezdim, tahmin edebilseydim belki bir çaresini arardım. uzun zamandır tomturbaz&#8217;dan başka arayıp soranım yok, alışmış olmalıydım. alışamadım. &#8220;bana gelinmesini&#8221;, yaşadığımı hissetmem için, arada bir yaşamam lâzım sanki. kendimi buna çok fena bağlamışım. &#8220;bana gelinmesini&#8221; çok sevmişim ve demek ki ihtiyacım da varmış. birden &#8220;gelinmez&#8221; kalınca, gerçekten bir evin bir insanı boğabileceğini, evden çıkıp da dışarılara kaçarsan, işte o dışardaki yalnızlığın boğmaktan beter, katiyyetle ruha tecavüz olduğunu tatbik ederek öğrenmiş oldum. biliyorum, &#8220;bana gelindiği gibi&#8221; kimseye gelinmemiştir. ya da sadece bana öyle gelmiştir. öylece gelmişlerdir. bu &#8220;gelinmeler&#8221;in doruğunda bir şevki tattığım için, artık hiç &#8220;gelinmez&#8221; olmanın yapabileceği tahribatı siz düşünün. &#8220;<em>ne de güzel gelirdin&#8230; gelir, olduğum yerden beni kımıldatmadan, beni alır, gidilebilecek en güzel yerlere götürürdün. o güzel yerlerden aslında hiç birine götürmeden ve hiç birinden diğerine götürmeden, hepsinde birden kalıvermemi sağlar, en güzel dünyam olurdun&#8230;.</em>&#8221; türk sanat müziği şarkısı olur mu bundan? ahmet özhan belki yapabillirdi. zil tekrar çaldı&#8230; tomturbaz.</p>
<p>&#8220;kafaya çok takıyorum herhalde&#8221; diye düşündüm, ama aslında bunları düşünürken terliklerimi aradığımı farkettim. öyleyse fazla düşünmüyor, terliklerimi ararken fırsattan istifade hem de düşünüyordum. düşündüğüm şeyler bir şeylere çare miydi peki? olsun ya da olmasın, bir düşünmek&#8217;in illa da çare olması gerekmiyor. &#8220;bin tane düşünürsün, bir tane bulursun&#8221; gibi kabullenmek ilâzım. düşündüğün kadar büyürsün. gerçi düşünme evrenin, senin entelektüel birikiminle alakâlıdır. lakin düşünmeden, birikime ihtiyacın olup olmadığını bile anlayamazsın. dolayısıyla düşünmek, ya da üşenmeyip gidip kapıyı açmak gerekli.</p>
<p>kapıyı açtım. görünende kimse yok. yoksa aklımın oyunu muydu bu? &#8220;bana gelindiğini&#8221; görmemek için &#8220;kimse yok&#8221; gibi mi görüyordum. bunu başkalarına da yaptım mı acaba? yaptıysam çok kırmışımdır kırılabilecek kim varsa.</p>
<p><em>- kimse var mı?</em></p>
<p>&#8216;kimse yok!&#8217;. var mı yoksa? yani yok da bir var değil midir? bu durum için de gerekli olduğunu varsayayım. acaba neden, &#8220;bana gelindiğini&#8221; görmek istemiyor olabilrim? çünkü korkuyor olabilirim. benim de onlara bana geldikleri gibi gelip gelmeyeceğimi bilmiyor, belki öğrenemiyorumdur, ondan. ben onlara gittiğimde, onlara nasıl gelirim? belki hissedemiyorum, hissetmeyle ilgili bir sorunum olabilir. anlatamazlar mı? illa ki benim mi hissetmem, uzaktan anlamam gerekli? her gittiğimde, &#8220;iyi ki geldin, çok mutlu oldum&#8221; diyemezler mi? sarıldıklarında anlamam gerekli, ama ya korkuyorsam?</p>
<p><em>- alooooo</em></p>
<p>bu defa ses geldi:</p>
<p><em>- yettim, yetiştim, dur celallenme. </em></p>
<p><em>- tomturbaz?</em></p>
<p><em>- oğlim, bu saatte sana benden başka kim gelir?</em></p>
<p><em>- &#8220;dinsizin hakkından imansız gelir*&#8221; &#8220;davulun sesi uzaktan hoş gelir*&#8221;, &#8220;belki şehre bir film gelir*&#8221; gerisi &#8220;hayal meyal gelir*&#8221;&#8230;</em></p>
<p><em>- nek&#8217;kader komigsin. nek&#8217;kadar ağlenceli.</em></p>
<p><em>- hoşgeldin.</em></p>
<p><em>- sağol. çok yoruldum. çok yamuldum.</em></p>
<p><em>- olur.</em></p>
<p><em>- ver bakalım malı.</em></p>
<p><em>- tertemiz. burda. senden başlıyorum.</em></p>
<p><em>- ilk bana geldiğin ve dibindeki pisliği bana vermediğin için teşekkürler.</em></p>
<p><em>- dur ama saçma oldu.</em></p>
<p><em>- niye yahu&#8230; önce ben&#8230;</em></p>
<p><em>- olmaz, yorgunluk kafama vurdu, sabah da yumırtayı çok yemişim, afallamışım. önce yukarı çıkmam lâzım.</em></p>
<p><em>- bir gün hepimiz yukarı çıkacağız, bu kadar acele etme, canın bedenindeyken yaşamaya bak.</em></p>
<p><em>- ay çok komig.</em></p>
<p><em>- ver malı geri.</em></p>
<p><em>- vermem. önce ben&#8230;</em></p>
<p><em>- oğlim laftan anlasana, geleceğim tekrar sana.</em></p>
<p><em>- dibindeki pisliği getirirsin bana.</em></p>
<p><em>- ver şunu, hadi gülüm. hadi&#8230;<br />
</em><br />
verdim&#8230; dibindeki pisliği kesin bana getirecekti. şimdi gidip en üst kattan su alacak önce, kovaya dolduracak, merdivenleri silecek, bana getirdiğinde kovanın dibinde bir dolu çamur, pislik olacak. apartmanı yıkasın diye, tomturbaz&#8217;a su vereceğim zaman kovayı bana verdiğinde, dibinde birikmiş olan bu pisliği nereye dökeceğimi şaşırıyorum. klozete dökünce, çok kötü görünüyor. sağa sola sıçrıyor dökerken, banyo berbat oluıyor.</p>
<p>gittiğine göre, en alt katı silmeye geldiğinde tekrar benim zilimi çalacaktı. demek ki bu gün, iki kere &#8220;gelen&#8221;im olacaktı ve daha fazla konuşabilecektim bir insanla, bir günde. aslında belli etmiyordum, belki belliydi, yine de tomturbaz&#8217;ın gelmesi çok önemliydi. çünkü evin kapısı ve zili vardı, zili kendim için çalıp, kapıyı kendime açmaktan bıkmıştım artık. işin kötüsü bunu kendime de belli etmiyordum. bu hep sorunum oluyor. bir şeyi anlıyorum, biliyorum ama kendime belli etmiyorum. birisi beni seviyor, birisi dostum oluyor, birileri beni arıyor, birisi bana çok geldi, geliyor ama ben bunu kendime belli etmiyorum. çünkü korkuyorum. bunları bilirsem bunlara alışırım. alıştığımda kaybedersem ve yalnız kalırsam diye korkuyorum&#8230; bu paradoksun üstesinden gelebilecek ve bana yardım edebilecek birisi umarım vardır. &#8220;yardım istemiyorum.&#8221; tomturbaz ikinci kez geldikten sonra, bir günde üçüncü kez gelmeyeceğini bildiğim için rahatlayacaktım. yani yalnız kaldığımı bilip, oturup, rutin üzülme ritüelimi yaşabilecektim. bu bir ayin gibidir. yalnız kaldığınıza inanır buna şartlanır ve o saatten sonra bir dahaki kımıldamanızın şart olduğu zamana kadar kımıldamaz, üzülürsünüz. buna başladınız mı bir daha bölünemez. yani şimdi ben içeri gidip, bu ayine başlasam, ikinci kez tomturbaz geldiğinde ona kapıyı açmayacağım ya da açsam bile yüzüne bakmayacağım, konuşmayacağım. o yüzden onun ikinci gelişine kadar, bana iyi geliyormuş olduğunu sandığım bir şeyler yaparak vakit geçirmem gerekliydi.</p>
<p>ben, bu gibi durumların ilacı olarak hep televizyonu veya futbolu kullanmışımdır. ikisi de bir nevi afyon. eskiden kitap okurdum. kitap ağır geliyordu, düşünmem gereken şeyler artıyor, evren genişliyordu o zaman, ve ben yalnız başıma büyük bir evrende çok perişan olurdum. okumayı bıraktım. &#8220;oturup habire televizyon izle öyleyse&#8230;&#8221; demek kolay, televizyonun bir sorunu var. günde yalnızca bir saat çalışıyor. sonra 23 saat dinlenmesi gerekiyor. o yüzden bu süreyi çok verimli kullanmalı, ikmal molası veren makinistler gibi, mola olarak ya da çölde su gibi kullanarak, bu &#8220;ilaç&#8221;tan maksimum faydayı sağlamalıyım. hali hazırda futbol da olmadığına göre, tek çarem televizyon. dilerim tomturbaz geç kalmaz. gelmesi 1 saat sürerse, bütün günü yalnızlıkta geçirebilirim.</p>
<p>yüzümü yıkadım. bundan çok hoşlandım. yatağımı düzledim, bu da güzeldi. odamı topladım. daha ne olsun. aslına bakarsan iyi vakit geçirmeyi sağlayacak bir sürü îhtimal vardı. sanırım bunların hepsini yalnız yapmaktan sıkılmıştım ben. koşup televizyonu açtım. ve futbol vardı. sabahın 9&#8242;u bitmeden üstelik. belki 9 bitmişti. farketmez. futbol bana neden iyi gelsin ki? ya da şöyle soranlar hep oldu &#8220;<em>futbolda ne var ki?</em>&#8220;. sormak kolay, ama şöyle demeye çalışayım. yalnız yaşıyorsan, yalnız kalıyorsan ve kalmalar çok ağır geliyorsa, düşüncede yalnızsan, bir şeylerin sana mutlaka &#8220;hisler&#8221; yaşatması gerekli. üzülmen, sevinmen, öfkelenmen, şaşırman, heyecanlanman, vakit geçirmen, takip etmen, tutunman, bir şeylere göre planlar yapman, bir şeylere alıştırman gerekli kendini. çünkü bunlar senin doğal ihiyacın. ben aradıklarımı futbolda bulmayı seçtim. futbolda buldum demiyorum ama bulmayı seçtim. bunun sebebini de düşünecek olursam tomturbaz gelir. acaba televizyonu kapatıp düşünsem mi? hayır. futbolu izlemek daha iyi. belki bir serbest vuruş olur, tam benim dediğim yere gönderir topu ya da tam benim vereceğim gibi bir pas verir. ya da bir gol olur, sevinirler&#8230; onların sevinmesi beni en çok mutlu eden. her insan sevinişinde onun yüzünü, onun hallerini, onun mutluluğunu görüyorum çünkü. kendime biraz daha dokunursam ağlayacağım. o yüzden sesi biraz daha açtım.</p>
<p>&#8220;<em>metin&#8230; oynuyor prekazi&#8217;ye&#8230; prekazi şık bir çalımla geçti, arkasına baktı, ilerliyor. sağdan koşan savaş, savaş bugün çok boş alan buldu, savaş&#8217;a oynamadı, prekazi ilerliyor. önünde goldbaek, onu da geçti, top açıldı&#8230; prekazi koşuyooor, yetişiyor. içerde tanju ve uğur var, prekazi ortalıyooor ve gooooooool. tanju attı. tanjuuu. kral attı&#8230;.</em>&#8221;</p>
<p>ulan ne gol be, üç yüz kere seyrederim. ama göstermezler. kuşları öldürüyorlar. kafeslere tıkıp tıkıp öldürüyorlar. bir ayda iki tane ölü muhabbet kuşu gördüm, ellerimde öldüler. arkadaşım gibiydi ikisi de. ben koymadım kafese onları, yalvararak öldüler. muhabbet kuşu kafesin dışında nasıl yaşar istanbul&#8217;da. ben bile yaşayabiliyorum belki, onlar da yaşar kim bilir? kuşları öldürüyorlar. az önce &#8220;tanju attı diyordum&#8221; &#8220;tanjuuu, tanjuuuu, tomturbaaaz&#8221;. kuşları öldürüyorlar değil, zil çalıyor hayvan kafa. tomturbaz ne dese haklı.</p>
<p>tek terlik koşup kapıyı açtım.</p>
<p><em>- biravo. tebrik ediyorum</em></p>
<p><em>- duymadım ya. televizyonun sesi&#8230;</em></p>
<p><em>- çok biravo sana. kış ulan, dondum kapıda.</em></p>
<p><em>- kusura bakma. ver aleti hemen doldurayım.</em></p>
<p><em>- buyur.</em></p>
<p><em>- al işte dibi pis. bunu diyorum işte.</em></p>
<p><em>- senin pisliğin, senin kapının önünü sildim.</em></p>
<p><em>- sensin pis.</em></p>
<p><em>- get, kafana vururum viledayı.</em></p>
<p><em>- eki eki&#8230;kah kah.</em></p>
<p><em>- bekliyürüm beyefendı.</em></p>
<p>aldım kovayı banyoya gittim. dibi pis. bu defa bir değişiklik yapmak istedi canım sonra. kovayı banyonun orta yerine boşalttım. suyun altına koydum. haydaa. televizyon açık kaldı. hemen gidip kapatmalıydım ki koştum kapattım, terliğimin tekini de buldum o sırada. oh, rahatladım. kovayı banyonun ortasına boşalttım ki, banyo berbat olsun, bana iş çıksın, zorunlu olarak banyoyu temizleyebileyim. mis gibi kokular olsun, hijyenikten sevinç olayım. annelerde var mı acaba bu, kadınlarda ya da? banyo temizliği yapanlar daha çok kadınlar olduğu için yani. her neyse bende var. banyoyu temizlediğimde her yer pırıl mırıl, misk gibi okuyor oluyor gibi oluyorsun ya lavaboyu falan, iç ferahlatıcı bir mevzu. derken doldu kova. kucakladım götürdüm. tamturbaz&#8217;a verdim.</p>
<p><em>- eline sağlık. sağol.</em></p>
<p><em>- recederim. her zaman.</em></p>
<p><em>- 5 milyon da merdiven parası topluyoruz.</em></p>
<p><em>- merdiven mi yaptırıyoruz?</em></p>
<p><em>- temizliğinin parası.</em></p>
<p><em>- artist miyiz bugün biraz?</em></p>
<p><em>- dondum diyorum, dışarı çok soğuk.</em></p>
<p><em>- öyle hakkatten.</em></p>
<p><em>- ev sıcaktır.</em></p>
<p><em>- fena değil idare ediyoruz.</em></p>
<p><em>- iyi öyleyse bari. 5 milyon var mı şimdi, yok mu?</em></p>
<p><em>- hah. dur getireyim bir dakika.</em></p>
<p>tamturbaz çok üşümüştü demek ki. ayakları su içinde akşama kadar. içeri gelesi, dinlenesi vardı biraz. &#8220;içeri gel&#8221; dese miydim? ama deseydim de, yalnız kalamazdım o zaman. o, ikinci kez kapıyı çalmıştı ve gittiğinde ben yalnız kalacaktım tamamen. aslında hiç istemiyordum yalnız kalmayı ama eninde sonunda yalnız kalacaktım. yalnız kalmaktan korkuyordum ve bu yüzden yalnız kalmayı seçiyordum. lanet olsun, birisi yardım etmeli. tamturbaz mıydı acaba yardım edecek olan? belki ilahi güçler göndermişti onu? yok yok, benim yalnız kalmam gerekliydi. pantolunumun cebine aceleyle daldırdım elimi. oh, hali hazırda 5 milyon. yani altı-üstü muhabbeti olmayacak. parayı alacak ve gidecek tomturbaz. tomturbaz gidecek oh. ama bir yandan da tomturbaz gidecek ve konuşacak hiç kimse kalmayacak of. televizyonun da 40 dakikası falan kalmıştır.</p>
<p>parayı uzattım:</p>
<p><em>- sağol.</em></p>
<p><em>- rica ederim tomturbaz.</em></p>
<p><em>- ay çok kibarsinız. çok naziksiniz yav.</em></p>
<p><em>- lisede ekskrim yaptım ben.</em></p>
<p><em>- bu göbeknen mi? ekiskrim mi? oy oy oy.</em></p>
<p><em>- bu kardeş göbek oğlum, yalnızlık göbeği, dost göbek, depresyon göbeği, sen ne anlarsın?</em></p>
<p><em>- tembel göbeği.</em></p>
<p><em>- kardeşim lan o benim, arkadaşım.</em></p>
<p><em>- uzatma arkadaşım, işim var.</em></p>
<p><em>- tamam, haydi kolay gelsin.</em></p>
<p><em>- sağol. haydi eyvallah.</em></p>
<p>kapattım kapıyı. televizyonun 40 dakikalık dostluk ömrü vardı, yalnız kalmıştım ve banyo pislik içindeydi.</p>
<p>gidip yattım.</p>
<p>tek çaremin sen olduğunu düşündüm yatarken. sen yalnızlığımı anlıyor, sarıyor sarmalıyor, beni her yerlere götürüyor, yanından ayırmıyordun. bir yalnızın &#8220;sen&#8221;&#8216;den başka arayacak kimi olurdu ki ve &#8220;sen&#8221;&#8216;ler yalnızları hiç yalnız bırakmazdı&#8230; uyanınca, &#8220;sen&#8221;i arayacaktım&#8230;<br />
&#8230;<br />
..<br />
.</p>
<p>Umut Taydaş<br />
09.01.2004<br />
(<a href="http://www.eksisozluk.com">ekşi sözlük</a>&#8216;ten alınmıştır)</p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/bir-odada-yalniz.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Bir odada&#8230;Yalnız:</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/ben-senin-duygularindan-biriyim.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Ben Senin Duygularından Biriyim</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/evdeki.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Evdeki</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/siir-ve-sinek.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Şiir ve Sinek</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/uzaktan-gelen-sevgiliyi-beklemek.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Uzaktan Gelen Sevgiliyi Beklemek</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeyaz.com/beni-seven-bana-gelsin-ya-da-ben-kendimden-gideyim.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaybolan İnsanlık</title>
		<link>http://www.hikayeyaz.com/kaybolan-insanlik.htm?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kaybolan-insanlik</link>
		<comments>http://www.hikayeyaz.com/kaybolan-insanlik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:39:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mükerrem Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[gergin hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye paylaş]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye yaz]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem bulut hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayeyaz.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[ Trafik ilerlemedikçe Metin bey  boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu.  Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında  telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve  içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği  duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,arial; font-size: x-small;"> Trafik ilerlemedikçe Metin bey  boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu.  Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında  telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve  içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği  duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri sürekli  oğlundaydı.Ateşten iyice kendinden geçmiş,günlerdir ishal olmasından  dolayı iyice bitkin düşmüştü.Evde bir türlü iyileşmeyen oğullarını  şehrin en büyük hastanelerinden birine götürmeye karar vermişlerdi ama  işçi çıkış saatine denk geldiği için ağır ilerleyen trafiğe  takılmışlardı.Hastane bahçesine gelince derin bir oh çekerek Rablerine  şükrettiler.Aceleyle cebinden para çıkarıp şoföre uzatan Metin,para  üstünü almadan dışarı çıkıp oğlunu kucağına alarak acil kapısına  yöneldi.Serpil şoförün verdiği para üstünü ve oğullarının eşyalarını  alarak inerken şoför,</span></p>
<p>- Geçmiş olsun abla.Üzülmeyin çocuk bu iyileşir. Allah şifalar  versin sözünü, iyice uzaklaşarak yanıtladı telaşlı anne.Acilin kapısına  geldiklerinde Metinin kucağında yavrusu ardında eşi Serpil, uzayan  kuyruğu gördüklerinde üzüntüleri bir kat daha artmıştı.İçeri girmeye  çalışırlarken her kafadan birden uğultu halinde sesler yükselmiş sıraya  girmelerini söyleyen artık sabrı kalmayan bir yığın insanla  karşılaşmışlardı.İçeride iki doktor olmalı ki,kuyruk hızla ilerlemesine  rağmen zaman bir türlü geçmek bilmiyordu sanki.Kucaklarında yarı baygın  olan yavrularının bir an önce muayene olarak tedavisine başlanmasını  istiyorlardı.Telaş ve tedirginlikle geçmek bilmeyen zamanı ateşten ter  içinde kalan oğullarını okşayarak unutmaya çalışıyorlardı ki nihayet  sıra onlara geldi.Ufacık odaya girdiklerinde Doktor oturduğu yerden  bıkkın bir şekilde;</p>
<p>- Yatır çocuğu ve sırtını aç. Şikayeti ne?</p>
<p>Diye sorduğunda telaşlı anne ve baba bir ağızdan başladılar  konuşmaya. Doktor kızmış olmalı ki hiddetli bir ses tonuyla bağırmaya  başladı;</p>
<p>- İkiniz birden değil,biriniz anlatsın da bende anlayayım.Sadece  sizin çocuğunuz mu hasta zannediyorsunuz.Salgın var. Şimdi annesi sen  anlat bakalım.</p>
<p>- Doktor bey üç gündür ishal ve kusuyor. Ateşi de bugün çok  fazlaydı.Bir türlü düşüremeyince</p>
<p>- Tamam tamam</p>
<p>Doktor ağır adımlarla kalkıp gözlerine ve bademciklerine bakıp  bir iki defa öksürttü çocuğu.Masasına geçip kağıda bir şeyler yazmaya  başladı.Dışarıda bekleyenlerin kavga sesleri içeriye kadar  geliyordu.Kuyrukta bekleyenler yakınlarının hasta olmalarından dolayı  telaş ve üzüntüyle ağır ilerleyen sıradan dolayı bir birlerine  sataşıyorlardı.Onlar daha kuyruktayken hastanede çalışanların yakınları  ve malum torpillilerin içeri girmeleri,hasta yakınlarını çileden  çıkarıyordu.Doktor da tüm bunlardan bıkmış vaziyette bir yandan  söyleniyor diğer yandan da yazmaya devam ediyordu.</p>
<p>- Şu tahlilleri derhal yaptırıp sonuçlarını bana getirin.Hadi  sıradakiii.</p>
<p>Metin ve Serpil çocuklarını kucaklayarak çıktılar dışarıya.Kapıdaki  izdihamdan zoraki geçerken kuyruğun daha da uzadığı dikkatlerini  çekti.Muayene olabilmenin verdiği huzurla tahlil kuyruğuna girdiler.Uzun  bir bekleyişin ardından işlerini halletmişlerdi ama onlarında hali  kalmamıştı.Son olarak tahlil sonuçlarını  doktora göstermek üzere bu  defa kuyruğu yararak girdiler odaya.Tahlil sonuçlarını inceleyen Doktor</p>
<p>- Hımm. Bu gece burada kalması lazım.Acil yatanların bulunduğu  bölüme gidip çocuğu yatırın.Serum taksınlar.Gece nöbetçi arkadaş  bakacak.</p>
<p>Yarı baygın olan çocukları yine kucaklayarak yatanların  bulunduğu odaya geldiklerinde onları kötü bir sürpriz  bekliyordu.Yataklar doluydu.Hatta ikişer kişi yatıyorlardı  yataklarda.Kapının girişinde boş duran sedyeye  yatırıp hemşireye  anlattılar durumu.Reçeteyi inceleyen hemşire getirdiği serumu taktıktan  sonra sinirli bir şekilde hasta yakınlarının odadan çıkmaları  gerektiğini aksi takdirde onlarında burayı terk edeceklerini  söyledi.Kimse hasta olan yakınlarını bırakıp çıkmak istemeyince iyice  hiddetlenmişti.Bu defa azarlar vaziyette çıkıştı;</p>
<p>- Eğer buradaki kalabalık dışarı çıkmazsa Doktorlar da bizde  müdahale etmeyeceğiz.Siz bilirsiniz.</p>
<p>Metin son bir kez daha baktı evladına.Alnına sıcacık bir öpücük  daha kondurup bahçeye gitti.Kafeterya ya oturup bir çay istedi. O gün  çok yoğun geçmişti.Yorgunluğunu ancak bu şekilde atabilirdi.Garson çayı  getirip masaya bırakmıştı ki,karşı masada oturan inceden esmer bir adam  bir paket içinde bisküvi uzatarak;</p>
<p>- Buyur kardeş sende ye.Ben yarısını yedim bitiremedim.</p>
<p>Metin almak istemedi önce.Yavrusu orada yatarken boğazından bir şey  geçmiyordu ki.Adam bu defa oturduğu yerden kalkıp Metinin yanına oturup  konuşmaya başladı;</p>
<p>- Geçmiş olsun kardeş.Seninde mi hastan var?</p>
<p>- Evet.Oğlum hasta.Acilde serum taktılar,beni de dışarı  çıkarttılar.Vakit geçirmeye çalışıyorum.Ya senin kimin var?</p>
<p>- Benimde hanım doğum yapacak.Heyecanlıyım yani.Saatin var  mı?</p>
<p>- Saat 3.30</p>
<p>- Çok geç olmuş.Bir türlü haber gelmedi.</p>
<p>Adam garsondan bir tane çay istedi.Garson çayı getirdiğinde  bisküviyi bir kez  daha uzattı tedirgin bekleyişli Metine.Metin de az  evvel sohbet ettiği bu adamı kırmak istemediği için adamın uzattığı  paketten bir tane alıp çayla beraber yedi.Adamla tekrar muhabbet  ediyorlardı ki,göz kapaklarına hakim olamıyordu.Üzerine müthiş bir uyku  hali çökmüştü.Uyumak istemiyordu.Uyumamalıydı.Direniyor ama vücuduna bir  türlü hükmedemiyordu.Derken masaya yığılıp kaldı.</p>
<p>Serpil,vakit gece yarısını çoktan geçtiği halde yanlarına  gelmeyen Metini merak etmişti.Mutlaka gelir bir ihtiyaçları olup  olmadığını sorardı.Oğlunu da çok merak edeceğini bildiği için ters bir  şeylerin olduğunu düşünerek,serumun etkisiyle uyuyakalan oğlunu yan  yataktaki çocuğun annesine emanet ederek bahçeye gidip Metini aramaya  koyuldu.Gözleri koca bahçeyi bir çırpıda taradı.Görünürlerde  yoktu  Metin.Az ileride iki adamın ortasında sürüklenerek götürülen birine gözü  ilişti sonra.Zoraki götürülen baygın kişi Metindi.Onu görmesiyle çığlık  atmaya başladı.</p>
<p>- İmdaaaat! Yardım ediiiin! Metin,Metin.Metini götürüyorlar.</p>
<p>Adamlar çığlığı duyar duymaz Metinin kollarından sürükleyerek  yanlarına yanaşan taksiye binip hızla uzaklaştılar oradan.</p>
<p>Gecenin kör karanlığında Serpilin çığlıkları hastane bahçesini  inletiyordu.Eşinin götürüldüğünü gördüğü halde bir şey yapamamak onu  çıldırtıyordu.Başına toplanan kalabalığın sorularına cevap verecek güç  bulamıyordu kendinde.Sadece telefon etmek geldi aklına.Uzatılan  telefondan Metinin ablasını arayıp olayı heyecanla ağlayarak  anlattı.Karşı taraf olayı tam kavrayamasa da hıçkırıklar la beraber;</p>
<p>- Hemen geliyoruz sen merak etme..</p>
<p>Telefonu kapattı genç anne.Ama hıçkırıkları hala kesilmemiş bu  yaşananların bir rüya olabileceğini düşünüyordu sadece.Yaşananlara bir  anlam veremiyor,gözlerinin önünde götürülen eşine mi yoksa acilde yatan  çocuğuna mı üzülsün.Kendini yalnız ve çaresiz hissediyordu.Başına  toplanan meraklı insanları görmüyor sadece bu kabusun bitmesi için dua  ediyordu,;</p>
<p>- Allah’ım ne olur bize yardım et.</p>
<p>O an çok yalnızdı,şaşkındı,çaresizdi.Yardım isteyeceği sadece Rabbi  vardı.</p>
<p>Koşar adımlarla gelen kalabalığa takıldı gözü.Bunlar Metinin anne  baba ve ablasıydı.Şaşkınlık ve üzüntü içerisinde neler olup bittiğin  soruyorlardı oysa Serpil de onlardan farklı değildi ki.O da ne olup  bittiğini bilmiyor tek bildiği baygın olan eşinin bir taksiye  sürüklenerek götürüldüğüydü.Onlar sürekli soruyorlardı;</p>
<p>- Metin nerede? Ne oldu Serpil?</p>
<p>Serpil hıçkırıklarla ağlıyor cevap bile veremiyor sadece,</p>
<p>- Onu götürdüler,onu götürdüler sürükleyerek götürdüler bir  taksiyle..</p>
<p>- Nereye?</p>
<p>- Bilmiyorum</p>
<p>- Ya çocuk nerede?</p>
<p>- Acilde yatıyor ona  da hiç bakamadım</p>
<p>Gözlerinde akan yaşlara hakim olamıyor anlattıklarıyla gelenlerin  daha fazla panik ve endişeye sürüklediğinin farkına bile varamıyor  sadece bu olan bitenin bitmesini istiyordu.Şimdi ne yapacaklardı.Abla  çocuğun yanına giderken diğerleri de en yakın karakola giderek olan  biteni anlattılar.Polis meraklanmamaları gerektiğini en yakın zaman da  Metini bulup onlara haber vereceklerini söyleyerek evlerine gönderdi  onları.</p>
<p>Nihayet sabah olmuş,iyileşen çocuğu da alarak  evlerine gelip  karakoldan gelecek haberi beklemeye başladılar.Olayı duyan akrabaların  soruları,onları daha da bunaltıyordu.Aile bilinmezlik ve üzüntü  içerisinde beklerlerken gece yarısı olmuştu.Akrabalar evlerine  gitmiş,aile yine yalnız kalmışlardı ki,telefon çaldı.Serpil koşarak açtı  telefonu.</p>
<p>- Alo Metin beyin evi mi?</p>
<p>- Evet buyurun</p>
<p>- Siz kimsiniz?</p>
<p>- Ben eşiyim.</p>
<p>- Biz karakoldan arıyoruz Bize anlattığınız olay üzerine.Yarım saat  kadar önce aynı hastanenin bahçesine bir yaralı bırakılmış.Sizin  tarifinize çok uyuyor.Gelip bir bakın isterseniz.</p>
<p>- Tamam hemen geliyoruz</p>
<p>Telefonu kapatır kapatmaz konuşulanları anlatıp hızla çıktılar  evden.Yol hiç bu kadar uzun gelmemişti onlara.Nihayet hastaneye  geldiklerinde koşar adımlarla girdiler içeri.görevliye durumu anlatıp   ilgili doktoru beklemeye başladılar.Doktor yanlarına geldiğinde telaşla  soruları sıralıyorlardı;</p>
<p>- Doktor bey Metin nerede? Nesi var?Ne olur görelim onu .</p>
<p>- Sakin olun. Onun olup olmadığından emin değiliz. Sadece olabilir  dedi Polis arkadaşlar.Hastanın yanına bir gidelim.</p>
<p>Doktor önde Metinin ailesi endişeli bir şekilde arkalarında tarif  edilemez bir telaşla ilerlediler.Odaya girdiklerinde sevinç ve hüznü bir  arada yaşıyorlardı.Yatakta yatan Metindi.Bu defa da merak sarmıştı her  birini.Ne olmuştu? Neden yatıyordu?Hiçbir anlam veremiyor sadece  doktorun ağzından dökülecek cümleleri bekliyorlardı.Serum  takılmış,baygın vaziyette yatan Metine baktılar.Baba yüreği daha fazla  dayanamadı.Akşamdan beri yaşananların ve gördükleri bu manzara  karşısında olan biteni anlamadan yorgun vücudu yere yığıldı.Babasını da  bir tarafa yatırmışlar ona da müdahale ediliyordu ki,Serpil metanetle  doktora ne olduğunu sorunca oda anlatmaya başladı;</p>
<p>- Hastanenin kapısına bırakmışlar.İlk müdahalesini yaptık.Şu anda  gayet iyi.Korkulacak bir şeyi yok,merak etmeyin.Yaptığımız tetkikler  sonucundaa&#8230;</p>
<p>Doktor yutkundu.Her biri gözlerini açmış sessiz bir şekilde Doktorun  ağzından çıkacakları bekliyordu.Merakla sordular;</p>
<p>- Evet doktor bey!</p>
<p>- Tetkiklerin sonucunda böbreğinin tekinin alınmış olduğunu gördük.</p>
<p>Aile daha fazla şoka girmiş.boş gözlerle birbirlerine  bakıyorlardı.Bu nasıl olabilir di?Şehrin merkezinde,hem de bir sağlık  kuruluşunun kafeteryasında böylesi bir şey olabilirmiydi?Ve kimler  yapardı bunu?</p>
<p>Hangi vicdan bunu yapar? Hangi vicdan buna müsaade ederdi?Bunu yapan  veya yapanlar insanlıklarını kaybetmiş olmalılardı.Bir insan malını  kaybedebilir.Eşini,dostunu,en çok sevdiği ve değer verdiği şeyleri hatta  sağlığını bile.Ama insanlığını kaybetmemeli insan.İnsanlığını  yitirmemeli.Bir insanı kaçırarak ondan izinsiz böbreğini alan hatta  çalan birinin insanlığı sorgulanamaz ki.</p>
<p>Evet duyarlılığımızı kaybettik.Ahlakımızı,güvenimizi,sevgimizi,hoş  görümüzü,yardımlaşma duygumuzu, paylaşmamızı kaybettik.Ama maalesef tüm  bunların toplamı olan insanlığımızı da kaybetmişiz..Evet insanlığımızı  kaybettik, hükümsüzdür&#8230;</p>
<p><span><span style="font-family: verdana,arial; font-size: x-small;">Mükerrem BULUT</span></span></p>
<div id="crp_related"><h3>Benzer Yazılar:</h3><ul><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/leonidov.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Leonidov</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/ethem-babanin-ciftligi.htm" rel="bookmark" class="crp_title">ethem babanın çiftliği</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/sakal.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Sakal</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/herkes-kendini-yasar.htm" rel="bookmark" class="crp_title">Herkes Kendini Yaşar</a></li><li><a href="http://www.hikayeyaz.com/italyan-usulu-bosanma.htm" rel="bookmark" class="crp_title">İtalyan Usulü Boşanma</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hikayeyaz.com/kaybolan-insanlik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
