
Çok eski zamanlarda çok uzaklarda bir ülke vardı. Dağların arkasında yemyeşil bir ovaya kurulmuş, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan, pırıl pırıl bir ülkeydi burası. Bu ülkenin insanları şimdi her zamankinden daha mutluydular. Çünkü yıllar sonra padişahlarının nihayet bir çocuğu olmuştu. Nur topu gibi, güzeller güzeli, elleri yumuk yumuk, yanakları al al bir kız bebek. Kurbanlar kesildi, [...]
Continue reading...Cuma, Şubat 19, 2010
“…hasktir saat daha 10 buçuk. vakit geçmiyor lan. canım benim, beni ne kadar seviyorsa, şu şartlarda ve namüsait bir vaziyette olmasına rağmen yarın geliyor. böyle de beklemekle geçmez ki zaman. en iyisi kafayı vurup yatmak, uyuyabilirsem ne ala. ‘o an bütün kalbim doluydu; geçmiş bazı anılar ruhumun yüzüne çıkmak istiyordu, gözlerim yaşlanıyordu.‘ lan göthe, seni de [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 18, 2010
ziyadesiyle kişiler “kendilerine gelinmesini” pek sever, önemserler. gerçekten de önemli bir ihsas, değerli bir hissiyat, memnun edici bir oluştur bir insan için “kendisine gelinmesi”. kişi kendini aziz hisseder, kendisine kıymet verildiğini düşünür. hele hele “misafir seven” bir kişisyse söz konusu, memnuniyetin ve doğal olarak egonun eriştiği hazzın daha yoğunlaşması mümkündür. peki “beni seven bana gelsin” doğru [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 18, 2010
1. Bizi Beyşehirden Konya’ya götüren kamyon Barsakderesi dedikleri bir boğazda sakatlandı. Şoför ve muavini motör kapaklarını açtılar. Oturdukları minderi kaldırıp onun altından çıkardıkları bir sürü alet ve edavatı ortaya döktüler. Ondan sonra saatlerce süren bir tamir başladı. Bazan her ikisi makinenin alına sürünüp arka üstü yatıyorlar ve elleriyle motörün alt kısmını [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 18, 2010
Evimize Meçhul bir yerden gelmişti. İlk önce bahçe kapılarında, pencere kenarlarında kuyruğunu kaldırarak, sırtını kamburlaştırarak, minimini başının zarif toslarıyle duvarlara sürünerek, evden bir kabul lütfubekleyen, biraz daha müşevvik iltifata ihtiyaç gösteren bir istirham hali vardı. Ev halkı ona pek mültefit görünmedi, ben de hayatımda birçok kedi dostlar bulunmasına rağmen, evvelâ, gelip [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 11, 2010
İlkin kara bir yel esti günlerce. Hafifi önüne kattı, güçsüzü yere yıktı. Ardından ince, sonra kalın yolları sildi kar, bir bir. Karadağ’ın sivri doruğu düzleşince de, kurtlara yol göründü, Meçmenbahir köyüne doğru… Bedrana dizlerini örten yorganı kaldırdı. Tandır ateşini eşeledi. Yorgundu ateş. “Ben yatacağım,” dedi. Naif başını kaldırdı. Bir süre baktı karısına. Konuştuğunda dudakları titredi nedense. “Tandıra ataş bas,” [...]
Continue reading...Çarşamba, Şubat 10, 2010
Canan, Seda, Emine akşam güneşinin kızıla boyadığı gökyüzünü hayran hayran izlediler. Karla kaplı ormandaki anne ve babalarının dağda yaktıkları meşe kömürü dumanına bakarak, onların kendilerine mesaj yolladığını hayal edip, bunu okumaya çalıştılar. Hepsi yarın ki derslerini yapmak için üst kata çıktılar. Çocukların gürültüsü artınca, Ayşe Nine: ” dersinizi sessizce çalışır ve bitirirseniz akşam yatmadan önce [...]
Continue reading...Pazartesi, Şubat 8, 2010
Trafik ilerlemedikçe Metin bey boncuk boncuk ter döküyor bir an önce Hastaneye yetişmek istiyordu. Kucağındaki yarı baygın yavrusuna baktı müşfik bir edayla. Yanında telaşla ağlayan eşine baktığında onunda son derece telaşlı olduğu ve içinden dualar ettiğini görünce oda bir an önce ulaşabilmek için bildiği duaları mırıldanmaya başladı.Serpilin yaşlı gözleri [...]
Continue reading...
Perşembe, Mart 4, 2010
0 Yorum