
Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta tekerlekti. Tekerleklerin üzerinde, iki yuvarlak tahtanın [...]
Continue reading...Salı, Mart 2, 2010
“Bir ayna da, bazı bazı, bir tuz gölü gibi gözleri yakar.” Exupery Hüznü sonsuzmuş gibi hissettiren bir nağme sürüyor içimde. Bir türlü bitmeyen yollara mecbur bir yolcu için hasret öyle eski, öyle uzun bir takvim ki mesafelerinde kaybolmayacak gönül bulunmaz. O mesafelerde kaybolmayı ben seçmemiştim. Düze çıkmayı düşlerken, sineme aşılamayan kalelerin surları örülüyordu, farkında olamamıştım. O mesafelerin kalbimdeki derinliklerine [...]
Continue reading...Perşembe, Şubat 18, 2010
Çocukken gidilen evler iki türlüydü: Annemin seçtiği dostluklar ve gitmek zorunda kaldığı yerler. Annemin gönlünce kurduğu dostlukları severdim ben. Çoğu dünyadan elini, eteğini çekmiş kimselerdi. Öyle yerlere gideceğimizde annemin ince kıvrımlarla biçimlenmiş dudakları sevinçle çözülüyor; ruj, dudaklarda hafifçe gezinip kızıla dönüştürüyor kırmızısını. Kapıdan kedi adımlarıyla çıkıyoruz. Annem, dikkatle [...]
Continue reading...Cuma, Şubat 12, 2010
“Nasıl bir anlatım olmalı?” diye sordu kendine, alnını dayadığı camın soğuğunu, içtiği sütlü kahve ile yok etmeye çalışırken. Orman bugün huzursuzdu; ağaçlar yağmurun habercisi olan rutubetli rüzgârdan dolayı rahatsız olmuşçasına hızlı hızlı kımıldanıyor, tarih ile aynı sofrada oturmuş felsefecilere özgü bir ciddiyetle düşünüyordu. “Şiir gibi olmalı o halde” diye düşündü. “Öz, [...]
Continue reading...
Salı, Mart 9, 2010
0 Yorum