
“Bir ayna da, bazı bazı, bir tuz gölü gibi gözleri yakar.” Exupery Hüznü sonsuzmuş gibi hissettiren bir nağme sürüyor içimde. Bir türlü bitmeyen yollara mecbur bir yolcu için hasret öyle eski, öyle uzun bir takvim ki mesafelerinde kaybolmayacak gönül bulunmaz. O mesafelerde kaybolmayı ben seçmemiştim. Düze çıkmayı düşlerken, sineme aşılamayan kalelerin surları örülüyordu, farkında olamamıştım. O mesafelerin kalbimdeki derinliklerine [...]
Continue reading...Pazartesi, Mart 1, 2010
Oh, dedi Şükriye Hanım, ohh, kızım geliyor. Oh Allah’ım, hiç aklımda yoktu, taa yaz ortasını bulur artık, başka gelemez diyordum, oh ne iyi oldu, bayram seyranlar da bitti artık peş peşe, taş çatlasa mektebi koyup gelemez diyordum, geliyor işte, hey güzel Allah’ım, ne diye kapatıyorlar mektepleri böyle durup dururken, oh iyi oldu, çok şükür oh, [...]
Continue reading...Cuma, Şubat 26, 2010
Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım. Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı. - Üşüdün, dedim. Kaşını kaldırdı. Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu. Durdum. Yüzünü avuçlarıma alıp oğaladım. - Neden böyle oldun, dedim. Güldü. Karanlığa doğru tükürdü. Başını iki tarafa şiddetle salladı. - Olurum bazı bazı böyle, dedi. - Bir yere girelim, dedim. - Girelim, dedi. Girelim ama [...]
Continue reading...Cumartesi, Şubat 20, 2010
8:45 vapuru iskeleden kalktıktan sonra, uzak şimşekler yakınlaşmaya başlamıştı. Anadolu sahili bir ara gözden kayboluverdi. Yağmur, projektörün önünde, birtakım hendese-i musattaha şekilleriyle beyaz ve keskin kaynaştı. Kanepede üstüne başına yağmur sıçrayan, uzak ve puslu ışıkların yandığı evleri düşündüğü pek anlaşılan bir adam, yerinden bir iskeleyi kaçırıyormuş gibi aceleyle kalktı. Projektörcünün [...]
Continue reading...
Salı, Mart 2, 2010
0 Yorum